10 Ağustos 2008 Pazar

yoksa da...

sonra ağlamaya başladım. prensesse sessizce izliyordu beni.
-senin olmadığını söylüyorlar. anlamıyorsun gerçekte yokmuşsun.
yine gözyaşlarına boğuldum. nastasya filipovna başını öne eğdi.
-peki sen, sen ne düşünüyorsun? yani varlığım hakkında?
onu ilk kez böyle görmüştüm. aşağılanmış hissediyordu. aklından geçenleri görmek isterdim ama yapamıyordum. ona hala prenses demekle bendeki değerini ifade etmek istiyordum. ama kalbi kırılmıştı.
-bak, diğer insanların normal olmam için seni bırakmam gerektiğini söylemeleri umrumda değil prenses. varolup olmadığını da zerre önemsemiyorum. seni seviyorum prenses hayatıma girmen başıma gelen en güzel şey.
-gitmen senin için daha i...
cümlesini tamamlamadan boynuna atlamıştım. o kadar sıkı sarılıyordum ki neredeyse ona zarar verecektim. aynı şekilde karşılık veriyordu.
onu tanıdığımda yetişkin bile sayılmıyordum. anne, abla sıcaklığıyla büyüttü beni. baba otoritesini hissettirdi. sırdaşım, tek dostumdu. dünyada gördüğüm en güzel kadındı. o kadar kibardı ki ona en ufak bir sert çıkışım kendimden utanmama sebep oluyordu. onu hep örnek aldım. düzenini, kalbini, hayat karşısındaki duruşunu, saçını bile... o benim tek kişilik kocaman ailemdi. bütün kalbimle seviyordum onu. kopmaz bir bağla bağlanmıştım ona. benim ben olmamda en payı o üstleniyordu.

son zamanlarda mide bulantısı, şiddetli baş ağrıları çektiğim için gitmiştim o doktora. birşey bulamayıp "sizi pisikiyatri doktoruna göndermemiz gerekecek katerina nikolayevna." dediğinde işlerin sarpasardığını anlamıştım. yine de ses çıkarmadan söylenenleri yaptım. yaklaşık üç ay gidip geldim pisikatri uzmanına. orta yaşlı,yakışıklı sayılabilecek fransız doktoru gün benimle sadece konuşmak istediğini söyledi. "yarın nastasya filipovna'yı da getirirseniz beni memnun edersiniz."

eve geldim. durumu nastasya'ya anlattım. "öyle yerlerden hoşlanmıyorum, biliyorsun." dedi. sağlığımın onun için önemini sorgulayarak onu gelmeye ikna ettim. önden o arkadan ben doktorun odasına girdik. doktor;
-hoşgeldiniz katya, ama neden yalnızsınız sevgili nastasya filipovna nerde?
ona baktım. sözlerine anlam vermeye çalışıyordum. başımı nastasya ya çevirdim. adı hiç geçmemiş, ondan hiç bahsedilmemiş gibi etrafı inceliyordu.oturdum.
-siz neden bahsediyorsunuz, diyebildim güçlükle.
-onu neden getirmediğini sordum sadece, dedi doktor şaşkınlıkla.
-o burda, dedim kesik, dikkatsiz, donuk ve zorla çıkan bir sesle. şaşırmıştım. anlam veremiyordum. nastasya'ya baktım. bütün güzelliğiyle bana bakıyordu. doktor tuhaf bir tavırla baktığım yere döndü.
-a, evet. dalgınlığıma verin. küçük kızım lily biraz hasta. merhaba nastasya filipovna, sizi görmek çok güzel. sevgili katerina'nın söylediği kadar güzelsiniz.

o günden sonra hep nastasya'yla gelmemi söyledi doktor. kışa girdiğimiz günlerde nastasya hasta olmuştu. öksürüyordu halsizdi. ona, bugün yatmasını, doktora yalnız gidebileceğimi söyledim. gittim.

odaya girdim. doktor yüzünü aydınlatan bir gülümsemeyle "hoşgeldiniz" dedi.
-nasılsınız katya? sizi iyi gördüm sevgili nastasya. ayrıca çok şıksınız. neler yatınız iki gün boyunca?

doktoru önce bulanık görmeye sonra görmemeye başladım. başım dönüyordu. sadece sesleri duyuyordum. o anda gerilen ipler kopmuş olacak...

gözlerimi açtığımda bembeyaz bir oda da yatıyordum. hastaneye almışlardı beni. doktorları görüyordum belli belirsiz. nastasya merak ederdi. ona haber vermeliydim.

tam bir hafta boyunca beni orada kalmaya mecbur ettiler. eve geldiğimde nastasya yorgun bitkin bir haldeydi. bahsettiğim konuşma o gün geçti aramızda. heyecamla kestim sarılmayı.
-onlar seni göremiyorsa hastaneye gelebilirsin benimle?
bütün heyecanıma, sevincime karşın ciddi, olgun, itiraz kabul etmez tavrını takındı.
-hayır. oraya yalnız gideceksin. geri döndüğünde görüşürüz nasıl olsa.
yeniden ağlamaya başladım. teselli etmemişti beni. hıçkıra hıçkıra sarsıla sarsıla ağlıyordum. bütün bedenim, bütün ruhum ağlıyordu. bütün ev, eşyalar, duvarlar, yeryüzü, gökyüzü hepsi benimle ağlıyordu. hiç birşey hiç kimse mutlu değildi. onu bir daha göremeyeceğimi bütün evren sanki biliyordu.

bir sene üç ay on gün kaldığım hastaneden bir perşembe günü çıktım. bomboş olduğunu bildiğim evime gidiyordum. hastaneden çıkmak istememiştim. aklında sorun olsa da kalbi sorunsuz olan birçok arkadaşım vardı orda. dışarıda ise hiç kimse. aklım ve kalbim tek bir kişiyle meşguldü. ama artık biliyordum; o yoktu. hayatımı anlamlandıran, kimsesiz olmamamı sağlayan, o güzel yüzlü kadın artık yoktu. aklım yerindeydi artık ama kalbim olmayan bir kadında kalmıştı, hiç olmamış bir kadında kalmıştı.

4 yorum:

pembe_gökkuşağı dedi ki...

belki de hepimizin hayatında bi nastasya olmalı..

Adsız dedi ki...

bende nefes kesen bir roman yazdım ama bütün okurlarım öldü :P ben barış :)

çello çalan kedi dedi ki...

aylak pati, buralara göz atmak için gelmiştim, bayıldımm...

çok şey kaçırıyormuşum meğer, seni okumaya en baştan başladım.

Aylak Kedi dedi ki...

sayende ben de tekrar okudum.
küçüktüm kalemi yeni yeni alıyordum elime.

beğenmen ne güzel :)