16 Nisan 2009 Perşembe

Oda ara bir sokağa bakıyor. Kısa bir yokuşun başındaki bakkalın ışıklarını görüyor. Sessiz ve bakımsız görünüyor. Toz kokuyor bir yandan bir yandan ağır bir parfüm. Beyaz kapısı karanlık bir odaya soksa da girenleri yüksek tavanı ferahlatıyor insanın ruhunu. Ortada iki kişilik bir yatak var. Iki yanında küçük iki çekmeceli dolap. Üzerleri dolu, alakasız bir sürü şeyle. Kahverengi battaniye altında mavi bir yorgan. İçinde donuk gözlerle tek bir noktaya dikmiş bir kadın.
*****
Gözlerini yarım yamalak araladı, çirkin kadın. Yatağın yanında duran küçük sehpaya elini uzatıp, kalın çerçeveli gözlüklerini taktı gözüne. Tavandaki lamba netleşti. Gözleri kırmızı ve şişti. Kalın çerçeveli gözlük, biçimsiz yüzüne yakışmıyordu, pek de umrunda sayılmazdı hani. yatağı tekmelemek, yorganla kavga etmek yerine sakince kalkıp yatağa oturdu. O kızgınlığını böyle ifade ediyordu. İki aydır özgür bırakılan bacak kılları, kısalmış pijamasından fırlamıştı. Bir kadının ayak güzelliği onunkilerde yoktu. Burnu kemikli, garip şekiller çizerek aşağı doğru iniyordu. Dudakları inceydi. Biçimsizdi saçları ve omzunun biraz üzerindeydi. Saç boyası akmış, değilsik bir renk katmıştı saçına. Kahkülleri yamuk uzanıyordu. Belki de yeni uyandığı için böyleydi. Beyaz bir kapıdan yalın ayak geçip, başka bir beyaz kapıdan girdi. Aynadakini görünce dayanamadı ve gülmeye başladı, normal bir gülüş değildi bu, hastalıklı birşey vardı sesinde.

Hiç yorum yok: