3 Eylül 2009 Perşembe

h


Kaosların belki de en mükemmeli buydu. Sonsuz gücün çıkışına olanak sağlayan kimine göre bir basit kimine göre yaşamsal önem taşıyan bir emeldi. Şaşkınlık dalgası ölülerin üzerinden geçip, ölü olmayı dileyenlerin üzerinde duruyordu. Göz alabildiğince geniş bir alana santim santim dağılmış Enlia cesetleri ve cesetlerin o dayanılmaz kokusu... Ne kalmıştı geriye, yok olmuş bir halkın hazin görüntüsü, hala kimi yerlerde patlayan bomba sesleri yada bunun gibi ele avuca gelmeyen ayrıntılardan başka?

Hakura binikiyüzyetmişiki yıl önce, yine Enlialarla yapılan Tuşa Savaşında esir alınmış, ikiyüzseksenyedi yıl Enlialarla yaşamak zorunda kalmıştı. Köle olarak satılmış, orduda eğitmen olarak kullanılmış, Kralların kibirli karılarının hizmetkarı olmuş, bilgelere hizmet etmişti. Çok şey öğrenmişti Enlialar hakkında, ülkesine geri döndüğünde kahraman gibi karşılandı, beşyüz yıllığına ordunun başına getirildi, kralın danışmanı oldu. Hakura bilgelerin yanındayken ona çok özel davranıyorlardı, bir savaş kazancı gibi değil, bir efendi gibi. Ona neredeyse hizmet ediyorlardı, efsanelerden bahsediyorlardı, zaferlerin, yenilgilerin yaşandığı efsanelerden. En son geldiği yer bilge tapınağıydı zaten, sonra da aklının almadığı bir biçimde salıvermişlerdi onu.

Bazen bütün Enlia halkının saygı duyduğu bilgeler önünde iki büklüm duruyor, merakla anlattıkları konuda fikrini soruyorlardı. Onu tuhaf sınavlara sokuyor, kafasında oluşan sorulara cevap arıyorlardı. Kesinlikle özeldi Hakura, yaşadığı her yerde herkes ona kendini böyle hissettirmişti, özel.. Esirken bile el üstünde tutulmuştu. Şimdi ise yüzü asıktı, en başından beri karşıydı bu savaşa, ve bugün başında bulunduğu ordu büyük bir savaş kazanmıştı, çok büyük bir savaş... Çatık kaşları belki de kafasında oluşan kara bulutların bir sonucuydu, anlam veremiyordu; Enliaların birden bire böylesine kolay yok olmalarına anlam veremiyordu. Ülkesinde herkes amaçsızca eğleniyordu, soru işareti yoktu kimsenin kafasında ve kimse korkmuyordu kötü birşey olmasından. Hakura, Gru kapısına geldi, diz çöktü, onu kabul etmelerini diledi, kapıya elini yapıştırdı, tüm gücüyle itti. Kapı açılmadı, tekrar diz çöktü tekrar elini yapıştırıp tekrar itti, devasa kapı tüy gibi hafifledi, açıldı.

Hiç yorum yok: