1 Ocak 2010 Cuma

Zaman


Bir saat boyunca çalan saati beş dakika ileriye atıyorum. Gözlerim öyle zor açılıyor ki korkuyorum. Açıldığında bir baş ağrısı hissetmekten. Uykudayım ve düşünüyorum kalkmam gerektiğini, yatmak istediğimi... Bana aldırmıyor, geceyi tutmak için harcadığım çabayı görmezden geliyor dünya, dönüyor bir fiil. Hiçbir şey yok kafamda düşünce namına. Ne dilimde geceden kalma bir şarkı, ne uyanır uyanmaz aklıma gelen bir genç adam. Ne özlediğim biri ne eksikliğini duyduğum herhangi bir şey. Her şeyin içi öylesine boşaltılmış ki gözlerimi dolduran bir şey bile yok. Oysa nasıl da hazırdım dolu dolu ağlamaya.
Elime ilk gelen kitabın kapağına bakıyorum, olmasa daha iyi olur diye düşündüren kapağa. O an karar verip yırtım atıyorum kapağını. Ellerim kirli saçlarıma gidiyor. Tel tel düşüyorlar alnıma. O an kopuyor ip. Ağlıyorum. Birkaç saat ağlıyorum.


Akşama kadar çıkmıyor o üzeri karalanmış, yırtılmış, buram buram ben kokan pijama. Elime geçenleri yiyorum. Önüme gelen düşünceleri itinayla yerleştiriyorum kafama. Tatlı bir pembe görünüyor dünya, koyu bir mavi deniz, bulutlar topak topak yine bembeyaz. Bu kitabın kapağı güzel, cümleler bir hoş ki…

O eski şarkılardan açıyorum bir iki. Tatlı bir sohbet ağır ağır ilerliyor. Kendimi o romanlardaki kabarık etekli zengin hanımlardan daha aşağı görmüyorum. Fakat benim ne kocam var ne de deli gibi sevdiğim maceracı bir aşığım. Ne de yüzümün her ayrıntısı en güzel kelimelerle ifade eden bir yazar. “Eksiklikler tamamlanır cinsten.” diyorum içimden, belki de dışımdan bilemiyorum.


Yağmura adanmış şiirler ne çoktur. Yağmurdan kaçan değil sanki insanoğlu, şemsiyeyi o icat etmedi sanki. Yağmur deyince aklıma düşüyor gülüşü can alan adam. Utangaç; başını yere eğmiş şemsiyesiyle oynayan adam. Söylemek istedikleri içinde kalan adam. O zaman ne kadar yakındı, şimdi ne kadar uzak.


Kol saatimin sesi başımın içinde… Yere uzanmışım… Tavana bakıyorum… Bir saat boyunca hiçbir değişikliğe müsaade etmeyen tavana… Her şey o kadar normal görünüyor ki canımı sıkıyor. Sigara yakıyorum.

5 yorum:

kafka dedi ki...

o gün konuştuk biz de mi
kalemden benim sigaram demiştin

kafka dedi ki...

elmalı pasta tadındasın bu aralar
bir erkek eli değmiş sanki

white black cat dedi ki...

nasıl da güzel tahminler :)
ama kendim bile hala kendimi nasıl yola getireceğimi bilmezken bir erkeğin elinden bahsetmek ...
eli değil de kokusu diyelim.

kafka dedi ki...

kokuyu almışsan el yakındır derim ben

white black cat dedi ki...

oldukça uzak bir ihtimal
ama ne diyim ağzından bal damlıyor üstad :D