24 Mart 2012 Cumartesi

Süleyman

Süleyman. "Deli" Süleyman. Hani yolun ortasında durup, elindeki bıçağı kaldıran Süleyman. Evet o Süleyman.
İnsanların "deli"lerle dalga geçmesinden nefret ederim ben. Hep öyleydi. Bayburt'un delileri meşhurdur. Halkı da sürekli eğlenir onlarla. Tabii iyilik de yapıyorlardır ama, normal insanlara yapamayacakları şeyleri yapıyorlar insanın içini burkan. Senin iraden dışında sana verilmiş olan, iradesi dışında ondan alınmış olandan üstün diye bu sana, kendi yapmayacağın şeyleri ona yaptırma hakkını vermez. Ama konu bu değil, konu Süleyman.

Çocukken çok ilgimi çekerdi, üstü başı kir içinde, küçük renkli gözleri, delici sabit bakışları ve en çok da kalem dolu cepleri. Elinde bir çantası hep. İçi kağıt doluymuş dediler. Sonra ben küçükken bıçağı yoktu diye hatırlıyorum, sonraları oldu o bıçak. Anılarımda kokutucu hiçbir yanını bulamadım ben Süleyman'ın. Niye kalemleri var ben çok sonra öğrendim. Süleyman'ın adını bile ben çok sonra öğrendim.

Süleyman ressammış vaktinde. Eminim iyi çiziyordur, ya da kendine has. Ne çizdi, ne için çizdi, nasıl çizdi, öyle merak ediyorum ki. 12 Eylül döneminde içeri almışlar. Süleyman'a işkence etmişler. Süleyman aklını o zaman kaybetmiş. İçim çekiliyor.

Sana öyle acı çektiriyorlar ki bir zaman sonra aklını kaybediyorsun. Düşünmek istiyorum, anlamak istiyorum, o acının neye benzediğini tahayyül etmek istiyorum, yapamıyorum. Hızlı hızlı atan kalbimle, dolmuş gözlerimle, sinirimden, hırsımdan sıktığım dişlerimle kalakalıyorum. Ne yapmış olabilir Süleyman? Aklından olmayı hak edecek ne yapmış olabilir? Nasıl bir fiziksel şiddete maruz kalmış olabilir? Peki ona nasıl kıymıştır bir "insan"? Sonraları peki, rahat uyuyabilmiş midir? Peki Süleyman'ın sevdikleri, Süleyman'ı sevenler? Bazı acıların adı bile çok acı. Hiçbir yere koyamıyorum. Belki düşünmeye devam etsem bir Süleyman da ben olurum, olsam ya.

Babama tespih vermiş Süleyman. Otururken getirmiş koymuş masanın üstüne. "A aaa! Neden?" diye şaşırıyorum, merakla parlayan gözlerim babamın sözcüklerine aç. "Ara ara para veriyorum ben ona. Herkesten para almaz Süleyman, benden alıyor. Belki onun bir minnet göstergesidir, bilmiyorum ki."

Bu ülke nice Süleymanlar harcadı da kazanamadı beş kuruş.
Ve en kötüsü devam ediyor insan kanıyla beslenmeye.

4 yorum:

Caner dedi ki...

Keşke acı çekmeden delireymiş..
Güzel anlatmışsın hikayesini.
Tesbih ne renk idi?

Aylak Kedi dedi ki...

bu nasıl sığ bir yorum böyle ?! acı çekerek ya da çekmeyerek bir insanın aklından bahsettiğinizi unuttunuz mu? bu kadar kayıtsız bu kadar lakayt olunmaz ki !

ny12da dedi ki...

Yazının başlığından dolayı hemen açtım sayfayı ama böyle bir konu hiç beklemiyordum. Hele ki etrafta deli olarak tabir edilen zihin engelli bir adamın böyle bir hikayesinin olmuş olması çok tuhaf.
Ne Süleymanlar gitti ve gidiyor. Biz de onların hikayelerini dinleyip üzülüyoruz. Yanlış anlaşılmasın sözlerim. Ancak içimizden on tanesi üzülmek yerine ses çıkarsa, böyle yazılarla bizim sesimize ses olsa ne de güzel olur. O zaman Süleymanlar resim çizmeye devam eder, belki film çeker, Nuri Bilge olur, belki şiir yazar Ahmet Telli olur...
Yazı muhteşemdi ayrıca. Anlatım daha da dank ettiriyor. Teşekkürler.

Aylak Kedi dedi ki...

yorumun için ben teşekkür ederim.
Artık ses çıkartsak da birşeyler değişmiyor. Ne yapmak gerektiğini kestiremiyorum. Böyle..