16 Haziran 2012 Cumartesi

Babil Kitaplığı - Jack London - Midas'ın Müritleri





Hayatın Kanunu adından anlaşılacağı üzre hayatın özeti bir nevi. Hem çok yalın çok da çarpıcı bir özeti. Bu kısa öykünün tamamını buraya yazmak gerçekten çok isterdim. Yaşam mücadelesi veren bir kavmin -desem doğru olur sanıyorum- göç etmek zorunda kalışı ve yaşlılarından biri olan KosKoosh'u geride bırakmalarını, Koskoosh'un hayatının ateşi için yanına bırakılan odunların bitmesi süresine bağlı olmasını anlatan bir öykü. Koskoosh hayatını, bir zamanlar neler yaptıklarını hatırlayıp, yaşamla ölüm arasında kalmış saatlerinde hayatın ne olduğunu düşünen bir bilgedir bana kalırsa.

Yüz Karası ise bir başka göndermesiyle sağlam öykü. Polonya bağımsız olsun diye mücadele veren bir guruptan gelmiş kürk ticareti yaparken işçilerine işkence eden, kırbaçlarken sakat bırakan ve hatta öldüren adamların gurup ellerinde işkencelerle can verişini anlatan bir hikaye. Son kişi olan Subienkow işkenceden kurtulmak için çok zekice bir yola başvurur. Bir ilaç formülü bildiğini, bu ilacın sürüldüğü yere bıçağın, hançerin, baltanın işlemediğini söyler. İlacı onlara verme karşılığında sadece canını istemez, balık ister misal, bir kız ister onunla gidecek, iki kayık ister. İlacı yapacak, ensesine sürecek, ensesine baltayla üç kez vurulacaktır. Hikaye çok hoş bir sonla bitiyor.

8 yorum:

Buket dedi ki...

sana tamamiyle katılıyorum, şu dünyada ki en doyurucu, tatamin edeci şeylerin başında gelir kitap. ben de çok seviyorum uzun uzun kitap okumalarımı balkonda. gerçi film izlemeyi de ...

Aylak Kedi dedi ki...

ben de öyle. o gün bir film izlememiş ve kitap okumamışsam kendime çok kızıyorum, bomboş bir gün geçirmişim gibi hissediyorum ..

Zedka dedi ki...

geçen gün "annemi öldürdüm"ü seyrettim, sonrasında annemle beş fincan çay. hani inanmasam bir şeylerin umuduna...
bekliyorum ben seni, ellerini, geleceksin, biliyorum.

Aylak Kedi dedi ki...

mektubum/n geldi mi peki?

ne zaman sana mektup yazmaya başlayacak olsan bu kez tam istediğim gibi "dolu" bir mektup yazacağım, diyorum. sonra yine olmadı, der gibi boynumu büküp kapatıyorum zarfı. ah zedka'm.

Zedka dedi ki...

henüz gelmedi, bekliyorum.
ptt bu ara mektupları kaybediyormuş, dediler. birkaç defa başıma da geldi. o yüzden korkuyorum, dualarla bekliyorum hem. o "dolu olmayan" mektuplarını öpüp saklıyorum, gittiğim yerlere götürüp konuşuyorum seninle ben. hele o elli yıl öncesinde eli havada kalmış kadın .. o hep içimde bir yerlere el sallıyor.

Aylak Kedi dedi ki...

senin olmadığın, varlığından haberdar olmadığın o an'ı paylaşman gerekiyormuş. o kadının geride bıraktığı kişiye salladığı eli görmen gerekiyormuş. senin çok güzel oluşundan bunların hepsi..

inşallah kaybolmaz, çok üzülürüm, kopyasını almadım son gönderdiğim mektubun..

Sena dedi ki...

Dün okudum bu yazını gece rüyama Babil Kitaplığı girdi. :) Papini'nin Kaçan Ayna'sını okumuş çok etkilenmiştim zamanında. Tavsiye ederim.

Aylak Kedi dedi ki...

:) papininin kaçan aynasını önceki seferde okumuştum, kesinlikle etkisi altında kalınacak öykülerdi :))