30 Aralık 2012 Pazar

"Geceler mi uzadı, bu karanlık ne?"

İbrahim,
Günler ayları, aylar yılları, yıllar ömürleri, ben seni kovalamaya devam ediyoruz. Mutlu aile tablomuz senin sayende dönüyor diye İbrahim, bunca zaman gelmemezlik etmek sana yakışmıyor. Günlerin her birine tek tek sorasım geliyor, saatler dolusu küfür yiyorsun İbrahim, neren çınlıyor?

Bir sokağın başında öylece durup gelen geçene bakıyorum İbrahim, bakıyorum da kimse beni farketmiyor. Kimse dönüp bakmıyor, artık herkes biliyor İbrahim, bir seni beklediğimi, sokak sokak seni aradığımı, mektuplarımın senin için yola çıktığını, biliyor İbrahim. Ama kimse nerede olduğunu bilmiyor, nasıl bir hayalet olmaktır bu, aklım almıyor İbrahim.

Kimlerle konuşuyorsan kulakları kurusun, kime bakıyorsan yüzleri erisin, düşüncesi beni kahretse de kimin elini tutuyorsan eli yansın İbrahim. Seni kimler aldı İbrahim, ben buradayken, kimler öpüyor seni? Vicdanın sızlamıyor mu İbrahim? Başka bir İbrahim'in aklıma girebileceğini hesaplamıyor musun İbrahim? Hesaplamıyorsun, mantığın çürüsün, biliyorsun kimsenin beni kandıramayacağını. Ama kuruyorum İbrahim, suyu bari, esirgeme benden. Hangi köşesindesin bu ülkenin, hangi anlar getirmiyor aklına beni? Neye kızayım, kime sataşayım İbrahim?

Her seferinde "bu son" diyorum, İbrahim, her başlangıçta da çok umutlu oluyorum ama bir şekilde, çam ağaçlarıyla, parlak süslerle, "haydi baştan alıyoruz" diyorlar, 366'yı göremiyorum İbrahim, desteğim yok İbrahim, bir gelsen tüm dünyaya meydan okuyabileceğim, ama gelmiyorsun İbrahim, bu neyin inadı, neyin oyalaması, nasıl gelmeyen bir otobüs, nasıl rötarlı bir uçak İbrahim?

İbrahim, seni kimler aldı?
Kimler öpüyor seni?

25 Aralık 2012 Salı

Ve İbrahim...

Çünkü 70'lerde insanlar insana daha çok benziyorlardı.
Ya da bana öyle geliyor.
Ben hiç şiir okumazdım.
Şimdilerde bazı şiir kitapları sanki çok üşümüşler de ellerim onların battaniyesiymiş gibi, bırakmıyorlar.
Yaşlı gibi miyim? Hiç yaşım gibi değilim, biliyorum. Ama bu konuda ne yapabilirim? Dahası yapmak istiyor muyum?
Babamdan bana defter getirmesini isterdim. Babam ben uyuduktan sonra gelirse annem defteri yastığımın altına koyardı, uyanınca elim hemen yastığımın altına giderdi. Şimdi de öyle, uyumadan önce bıraktığım kitaba uyurken zarar vermiş olabilmenin tedirginliğiyle.
Sonra ben harfleri bir sıraya sadece bir kere yazardım ki yazma bildiğimi sansınlar. Tekrarlardan habersizdim o zamanlar. Bir defter, bir kalem.
Mahallede inşaat varsa eğer onların kumlarından pastalar yapardım. Yuvarlak yaptıklarımız uzun süre durmaz parçalanırdı. Sonra bahçeye topraktan havuz yapardım da ısrarla suyu çekerdi toprak ben ısrarla su doldururdum.

Avuçlarımın arasında dizeleriyle hayata tutunmaya çalışan bir kadın varken ben çocukluğumla ilgili anıları nasıl sürükledim gözümün önüne bilmiyorum.

Ben bu şiiri İbrahim'e yazdığım bir başka mektup için saklıyordum. Yazamadım ben. Ama Bejan yazdı. Güzel elleriyle, güzel düşleri, güzel hüzünleriyle...


VI.
Bir oğul önce ölümündür 
Yine oldu.
Bir uçuşun ağırlığını duydum
Açılmayan ruhun kanatlarını.
Gitmek isteseydik çoktan doldururduk
Yeryüzünü
Ama yapamadık.
Bir şey tuttu bizi
Korkudan fazla
Şefkate yakın bir şey
Tuttu bizi.
Tozlar havalandı sonra.
Adı kutsal olan bir köprüden
Geçip gitti sular.
Kimsenin bilmediği damarlarda
Birikti aşk
Ve adı İbrahim kondu.
Çocukların ve herkesin babası olan.
İbrahim bir göl kıyısında ağlarken
Hiç üzgün değildi.
Üzgün değildi hiç kurbanını taşırken.
Bir oğul önce ölümündür
Ölümündür bir oğul.
Şimdi bu avludan
Bu renklerden geçerek
Oluşan bakış
Dünyayı görecektir.
Yeryüzü
Yeryüzünün olmayan uzam
Duyguların çekilmesi ve dönmesi
İnsanı Tanrı'ya kavuşturur.
Önce ve sonra
Hep belki de
Belirsizlik
Bir belirsizlik olarak kaldığında
Karar olacaksa,
Tanrı insanı bahçede uyutmakta
İlk işareti sundu.
İlk işaret aşktı.
Uyuyun ve aşk deyin adına.
Aynı rüyada ilerleyin
Aynı bahçe
Aynı anne
Ve İbrahim Tanrısını bilecek olan.

Bejan Matur - Ekim 2007, Diyarbakır
İbrahim'in Beni Terketmesi- Yedi Gece/Yedinci Gece

16 Aralık 2012 Pazar

İki Bi'şey

söyleyip gidiyorum.
Bu birincisi;


bu da ikincisi;


Başka sözüm yok zira başım ağrıyor, içim de çok buruk. 
Oğuz beni mahvediyor, Atay yoruyor. 

13 Aralık 2012 Perşembe

Merhaba Hüsamettin Albayım.

Ağbim geldiğinde saatin kaç olduğunun bile farkında değildim.Sorduğu sorulara kendimde olarak yanıtlayamadım. Ne gelirse dilime öyle. Bir sürü soru sordu.
"Yorgun musun?" dedi. "Yok aslında pek bi'şey yapmadım." dedim.
"Birşey mi oldu?" dedi, yüzüne baktım, "çok yorgun gözüküyorsun, yüzün çok yorgun gibi, duygu çöküntüsü mü yaşıyorsun?" dedi, gülümsedi, işaret etti, gel sarıl. Sarıldım. "Gerçekten birşey mi oldu?" dedi. "Hayat" dedim, sırıttım. Hani romanlarda yüzü karmakarışık gözüken, ve insanların yüzüne bakınca başına bir felaket geldiğini anladığı kadınlar vardır ya. Hep merak etmişimdir. Şimdi düpedüz onlardan biriydim. Boğazıma dünya çökmüştü, ağbim yüzünden anlıyordu.

"Sana birşey aldım" dedi.

Biri size birşey aldığını söylediğinde kafanızdan neler geçiyor bilmiyorum. Ben "Kitap mı?!" diye fırladım. Nazlandı biraz, saklamış bir de, kitapmış. Hem de Oğuz Atay-Tehlikeli Oyunlar.

Neyim var benim kitaplarımdan başka bilmiyorum, havalara uçtum. O kadar mutlu oldum ki hepşeyi unuttum. Biri içimi parçalamış, akbabalar üzerimde uçuyor, canım yanıyordu. Canım sızlıyordu.

Hayır.

Hayatta bir ben vardım, bir de benim için yazdığı romanla Oğuz Atay.

Kitapla getirdiği ayraçlar birbirinden güzel, çizmek içinse, bugüne kadar bana hediye edilen, daha alırken bile "ben bunları açmaya kıyamam ki" dediğim en güzel kalemi açtım. Buna ilk kez değecek birşeydi bu kitap, ben de ilk kez açtım, mutlulukla Ayşe'min hediye ettiği üç kurşun kalemden birini.

"Ben böyleyimdir albayım; Önce, akıl almaz bir tutukluluk çöker üstüme; daha yaşamadan, büyük bir yorgunluk çöker."

Kime teşekkür etmeliyim, ağbime? Ayşe'ye? Elime ben 15 yaşındayken Suç ve Ceza'yı sıkıştıran Aydın Hoca'ya mı? Yoksa beni yalnızlayan tüm hayata mı?
Bütün şartları bir araya getiren Allah'a mı?
Teşekkür ederim.





"... uyumak üzeresin sigaranı söndür."
söndürdüm, uyudum.

Bugün iyi ki öldün diyorum Oğuz'um. Çünkü ölümün doğduğunun kanıtıdır.

7 Aralık 2012 Cuma

Kertenkele



Film aktı, aktı, aktı. İnsanlar, yerler ve o adam.
Bir yeri, dediği sahne geldi. Yani sanırım bahsettiği sahne oydu.
Saatlerdir beklediğim dokunma.
Sel.

Şimdi ben buraya o filmin sadece o parçasını koyabilirim. Ama olmaz, sadece orasıyla olmaz. Anlıyor musunuz? Anlamıyorsunuz. Olsun.



2 Aralık 2012 Pazar

1 Aralık 2012 Cumartesi