4 Eylül 2013 Çarşamba

Sitem yok, sitem yok.

Ödü kopuyor mutlu olacak diye.
Yazar çizer tayfası bunlar, boş işler.
Boşuna okumuyorsun ya bu kitapları, entelektüel kimliğin için bir doğu dili öğren.
Benim suçum neydi?
Ateşin var mı?
Açılım süreciyle ilgili kişisel fikirleriniz neler?
Şeftali yer misin?


Cevap aradığım sorular bunlar. Diyaloğun devamı için hayati önem taşıyor. Şeftali yerim soyarsanız, dokunamıyorum da. 



"İstediğim denizi yazmak. Zümrütlerin, gökyakutların sabrını; ağaçların tarihsizliğini... Bir tek kıyısını kavrayabildiğimiz, anlamını ancak bir tek kıyısıyla kurduğumuz denizin öyküleri yoktur bir kara adamı için. Yolculuklara, ister gerçek ister düşsel olsunlar, yakıştırdığımız son, öbür kıyıda bitse bile, deniz gene tek kıyılıdır, üzerinde yaşayıp çalışan biri olmadıkça. Deniz, kara adamının yalnız sınırlarını kaldırışını değil, sınır düşüncesini içinden çıkarıp atıvermesidir. Her şeyin bir aradalığının bir yerde başlaması ya da bitmesidir. İstediğim, denizi yazmaktı. Her şeyin bir aradalığına yenik düşeceğimi bile bile." 

Ethem Razi'nin D.H.A.'ya yazdığı mektup. Öldürsenize beni. Öldürün beni ya.

Sonra bu Panait Istrati'nin Akdeniz kitabını elime kim verdi!


7 yorum:

Eylül Köksümer dedi ki...

Yazan insanlar mutlu olamıyor Sevgili Elisabeth Vogler, ya mutlu olmadıkları için yazıyorlar, ya da yazdıkça bünyelerini bir keder basıyor. Oruç Aruoba'nın sevdiğim sözleri var ''Yaşayamıyorsan yazarsın, ancak da o zaman...'' şeklinde. Kağıda kalemle kendini ispatlamaya çalışırken de bu böyle.

Şu denizi yazmaya niyetlenen adamın satırları da ne güzelmiş. bir arada olmaklar, ya da olamamaklar hep deniz kıyılarında başlıyor. Ve ben bu aralar en besleyici satırları hep senin bu sayfanda buluyorum.

Elisabeth Vogler dedi ki...

Eylül, kendimi bilmeye başladığımdan beri birşeyler yazıyorum. defter arkadarına, bloglara, bir yerlere. durdurulamayan birşey bu benim için. insanlara anlatabilseydim bu isteği yine duyar mıydım bilmiyorum ama, bazen düşüyorum, bu yazdıklarımı birine anlatsam, dinlese ve anlasa, anladığını bilsem yazar mıydım, diye. yazmazdım sanırım. yazmanın -ki benim gibi çok önemli şeyleri değil de içinden geçenleri- insana böyle bir kaçış sunması sanırım onu böylesi bir acı zorunluluk haline getiriyor. ya da senin çok sevilesi bir şekilde ifade ettiğin gibi "bünyelerini bir keder basıyor".

sen çok güzelsin Eylül, adın güzel başta, keşke daha önce rastlasaydım sana.

Eylül Köksümer dedi ki...

Yazdıkların bir yere varacak. İnsanlara anlatabiliyorsun çünkü, ama ne kadar güzel anlattığını hiç bilemeyeceksin, korkma, bu yüzden huzur bulup yazmaktan vazgeçer hale de gelmeyeceksin. Birkaç gün önce mi keşfettim senin satırlarını, beş-altı yıl önce mi tereddütünü yaşatıyorsun bana, bir kısmını kendim yazmışım, bir kısmını da yazamadan unutmuşum gibi hissediyorum okurken. Bu tanıdıklık hissi çok başka. Sen çok güzelsin sevgili dostum.

Marcela Gmd dedi ki...

Nice post!! would you like to follow each other?
Besos, desde España, Marcela♥

Elisabeth Vogler dedi ki...

bazı insanlar "iyi ki" dedirtir insana. sen de öyle Eylül.

Elisabeth Vogler dedi ki...

thanks a lot :)

Marcela Gmd dedi ki...

thank you so much for your visit! I follow you!
Have a wonderful weekend!!!!:)))
Besos, Marcela♥