10 Haziran 2014 Salı

içinden gece geçen gündüz ve hafıza problemleri

"Herhalde artık bütün bu anlattıklarımdan sonra şimdi size, işte ormanda öyle düşününce ben arkamda bir uçan bir uca yakılıp yıkılmış ülkeler, kendi karanlığında kayıp köyler ve ıssızlığına baykuş tünemiş nice viran şehirler bıraktım da sonunda hayal ede ede, sert çehreli taşlara şekil veren gök mavisi çekiç sesleriyle çınlayan uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasına varıp soluk soluğa durdum ve orada birdenbire beni şaşırtan mahşeri bir kalabalık gördüm, diyebilirim." -h.a.t.
onca zaman sonra evimin güzelliğinin bir parmak toz altında kaldığını farketmem işte böyle bir yolculuktan sonra oldu. evin dağınıklığında neler bulmadım. masanın bir köşesinde kalmış, Elif'in kadıköyde bir tablacıda beğendiği, ona "beğendin mi?" diye sorduğum, olumladığı, sonra "iyi o zaman alma, hayır bırak bırak alma" deyişime anlamaz attığı bakışı, "a-a! deli mi ne, iyice çıldırdı ayol n'apıcam ben bununla*" diye içinden geçirdiğini tahmin ettiğim, ve elbette hiç şaşırmayacağı bir şekilde benim aynılarını evvel bir zaman önce aynı tablacıdan aldığımı,  hatırlatan küpeleri buldum. giderken, gitmesinin yarattığı üzüntüyle belki, belki o dillere destan hafızamın kalleşliğiyle ona vermeyi unuttuğum, sonra aklıma gelince göndermek için masanın üzerine koyduğum ve...

ve elifsiz balkonun mahsun hali bir anda evin bütün havasını değiştirdi.  adını hiç duymadığım bir sigara alıp geldikten sonra "niye içmiyorsun, winston değil diye mi? gidip alayım mı bakkaldan" demesini hatırlamak yüzüme akşam güneşi gibi yayıldı. sonra birden bana "evinde hep müzik olurdu senin, bu kez neden böyle sessiz" deyişini hatırladım. telaşla ikimizin de seveceği bir şarkı açıp rahatladım. içimden "heidegger benimle ol oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki resmimize" de demedim değil.

sonra onca zamandır aradığım bir kalemi bir not defterini bir tişörtü, kirli çorapları, yarısı okunmamış kitapları, üzerine bir takım numaralar not alınmış eski gazeteleri, banyo yaptırılmış filmleri, boş ilaç kutularını buldum. selim bütün bu bulmalar sırasında hep bir yerlerden bana baktı durdu. kitabın üzerine bastırmakta hiç bir beis görmediği, cağnım gözlerinin kapkaralığını sergilemekten belli ki utanmadığı fotoğrafı evin her yerinde karşıma çıktı. elbette bana sorsa asla izin vermez, bir takım illitürasyonlar koyalım selimcim, daha atraksiyonlu olmaz mı, derdim. selim bana sormadı. evimin bir yerlerine tünemiş jübile'si, ilk basım kitapları, dergilere verdiği söyleşiler ordan burdan karşıma çıkınca ben kıskanmakla kaldım. evi süpürürken birilerinin kitaplıklarında duran selim'in bütün kitaplarını da çektim süpürgeye. herkes giden şiirlerin ardından bakakaldı ve ben de kötü kötü güldüm.

bir müddet sonra mutfağı temizlemek zorunda kaldım. en başından bildiğim bu kötü sonu uzaklaştırmak için bütün kirlileri, hatta az kirlileri yıkadım. camsille aynaları temizledim. kitaplığın tozunu aldım. yatağın nevresimlerini çarşaflarını bile değiştim de mutfağı temizlemekten kurtulamadım.

herşeyden sonra, bütün bu hengame ve uğraştan sonra evimi saran vanilya kokusunu elif'le paylaşamadığıma yandım en çok. sonra yaptığım keki kurabiyeyi tadarken gözünün içine bakıp da "güzel olmuş mu?" diye soramadığım selim'e yandım. belki gökhan gelir de... o da benden çok çabuk sıkılıyor.

bizi elif'ten aldığım şarkıyla başbaşa bırakıyorum.


2 yorum:

Unknown dedi ki...

işe başladım. ederim 30 lira. Bakunin'i anıyorum, belimde sırtımda ağrılar.. Sana gelmek istiyom, ama ederim 30 lira. temmuz ortası gelirim umuyorum. bir güzel temizlik yapalım, sonra bir güzel sokaklar gezelim. diliyom. hem gökhan sıkılmaz. yok, sıkılmaz.
sen, bana çok iyi geliyorsun.
seni çok özlüyorum.
senin, elif.

Elisabeth Vogler dedi ki...

seni uyandırmak için her yolu deneyeceğim zamanları iple çekiyorum o halde.
çok güzel geleceğine eminim, çok da çabuk gel..