12 Kasım 2014 Çarşamba

SAYIKLAMALAR

eskiden avukat olan cezaevi yargıcı, ben , ercü, raci, isyan ve cemil çekyattan yatakta toplanmış, çocuksu bir hareketle ama heyecansız yorganı başımıza çekmişiz. ercü meraklıydı, oraya buraya kabadayı bakışlar atıyor, bir olay çıksa da, diye bekliyor. eskiden avukat olan cezaevi yargıcı cemili köşeye sıkıştırmış, durmaksızın anlatıyor, garibim cemil, nasıl kaçacağını şaşırmış, gözlerini önüne dikmiş boş boş bakıyor. raci'nin gözü bendeydi, boş anımı kolluyordu da sanki, haydi falancayı görmeye gidelim diye kafalayacak beni. kızdım tabii, bunca gürültü çok fazlaydı, karşıdaki yatakta -onların büyük ihtimalle haberleri yoktu- hasta yatıyordu. beklediğim gibi ercü sordu, kim?, diye. ablam, diyorum. trafik kazası geçirdi. mekanik bir alışkanlıkla, daha "aa geçmiş olsun" demelerini bile beklemeden anlatmaya başlıyorum: hava yağışlıymış. o yol hep bozukmuş zaten, yeni dökmüşler asfaltı, uyarı da koymamışlar.

bu süreçte de, dikkati bu kez gerçekten çekilmiş olarak dinleyen tek kahraman ercü. nerede olmuş, nasıl olmuş, ölü var mıymış, varlıklılar mıymış? ona en kötü bakışımı atıyorum. ablam ulan! soymayı mı geçiriyorsun aklından? aman! der bakışını eteklerime doğru savurup, diğerlerine dönüyor.

benim gözlerimse cemilin çaresizliğine takılıyor. cezaevi yargıcının ağına düşmüş, onun felsefeye bulanmış, hukuk eleştirisi de yapan anılarını ve düşüşünü dinlemek zorunda kalışı canını iyiden iyiye sıkıyordu. belki karşısındakinin kim olduğunu bilse hayranlıkla dinleyecekti ama belli ki aklı editörden gelecek haberdeydi. ona gerçekten üzülüyorum.

herkesin tutturduğu ilişkiyi bölen hastanın oflamaları oluyor. herkesi huzursuz eden bu ses. geçer mi, diye bir an hareketsiz bekliyoruz. herkesin gözleri belli bir yere odaklı görünüyor, sesi bekliyoruz. ses adımı söylüyor. şşşt, diyerek yorganın altından çıkıyorum.

döndüğümde raciyi gitmiş buluyorum, zaten neden burada olduğunu bir türlü anlamamıştım. cemil endişeyle bakıyor bana, n'oldu, diye soruyor gözleriyle. omuz silkiyorum. cezaevi yargıcı artık ana karakter olmamanın sıkıntısını çekiyor. ercünün kafasındaki tilkileri tahmin edemiyorum.

tahminimce cezaevi yargıcını dinlerken kafasında oluşturduğu konuşmayı yapmak üzere açıyor ağzını cemil. daha önce sesini duymadığımızdan hepimizin yüzünden bir hayret ifadesi gelip geçiyor. bizdeki bu halden etkilenen cemil yapmak istediği konuşmadan çok uzak şeyler söylüyor, hatta onları bile söyleyemiyor.

-neden buradayız?

bu kez bütün gözler bana dönüyor. eee, afallıyorum. ben de konuşmak için hazır olmadığımı duyumsuyorum. cevap bekleyen kahramanlarımı oyalamanın yersiz olduğunu düşünüp;

-beni buradan kaçıracaksınız! diyorum.

o ana kadar bir köşeye sinmiş olan isyan birden sarsılıyor, meraklı gözlerini sözcüklerime dikiyor. cezaevi yargıcı bu gayrimeşru girişimi suratına yayılan bir gülümsemeyle karşılıyor. ercü, bana güvenme der gibi bakıyor, bir gün içeride bir gün dışarıdayım. cemilin yüzüne bir hüzün yayılıyor, kaçmak isteyişimin altındaki bulantıyı görebilecekmiş gibi, buruşmuş alnıyla gözlerime dikiyor gözlerini.

tekrarlıyorum; beni buradan kaçıracaksınız.