23 Ocak 2014 Perşembe

bu kelimelere de yazık.
ziyan oluyorlar.

21 Ocak 2014 Salı

oku!



Ne zamandır, aylardır doğru düzgün kitap okumadığımı, son bir kaç haftadır farkediyorum. O kadar çok yarım kalmış kitap sığınıyor ki elime, hangi birini bitireceğime şaşıyorum. Son iki gündür üç yarım kitabı tamamlayıp, onları böylesi bir boynu büküklükle kendimden uzaklaştırmamın sebebini düşündüm durdum. Ruh halim, hayatımın ve özellikle geleceğimin karmaşası, konsantrasyon bozukluklarım.... Liste uzayıp giderken zihnimde termosa koyduğum sabahın çayını buldum salonda.

Evin bir yerinde sıcak bir bardak çay bulmanın keyfini kelimelere döküp de, anlatamadığımı görüp huzursuz olmak istemiyorum. Bu yüzden bunu ancak yaşayan bilebilir deyip, çekiliyorum.

Ne diyordum, kitap, evet.

Biraz önce bir telaşla elimden geçip giden Münir Göle'nin Fısıltılar kitabında yaşadığım huzursuzluk görülmeye değerdi. Bir erkeğin kadınlar konusunda ahkâm kesmesi her zaman gülünçtür. Fakat kestiği ahkâmların gerçeklik payı olduğu içten içe hissediliyorsa orada huzursuzluk boy gösterir. İlk gençlik zamanlarımdan bu yana ilgim olan mitoloji, bir çevirmenin iç dünyasıyla, miti yeniden yazmakla çevirmek arasında kalışı, ve bir de hiç yoktan araya giren çevirmenin iç sesi, kitabı bir çırpıda okunanlardan yaptı. Afiyet oldu vesselam.

Çevirmen-yazar 109. sayfada şöyle buyurdu:

    Kadın, bir boşluktan ötekine sürüklenir; her seferinde yeni bir heyecan, yeni bir inanç. Bir başka boşluk, hep aynı boşluk. Ekşiyip inancını yitirdiğinde yüzü kırışmış, derisi sarkmış bulur kendini. Öfkelenir, yazıklanır. Geçmiştir.
    O boşluğu kendi yaratmıştır, kendi beslemiştir. Kendi korkularıyla kurguladığı, doludizgin yaşadığı o boşluğun adı yanılsamadır. Asla bilmemeye yazgılıdır, bilmez. 
Şimdi Bulgakov okumaya başlıyorum. Bu noktada Gökhan'a dönüp pis pis bakmak isterdim. "Bu utanç da sana yeter!"

Söyleyeceklerim bu kadar.
Teşekkürler.

12 Ocak 2014 Pazar

Karga



Sabahın güneşi şehri tuhaf bir soğuğu örter gibi aydınlatırken sarkıyordu adam pencereden. Tam vakit buydu. Adam yaşlıydı ve pencereden sarkıyordu. Çıkardığı tuhaf sesleri anlamlandırmak bir kaç saniye aldı. Pencerenin önündeki sera bozması bahçesinin üzerine gelen güzelim kargaları korkutmaya çalışıyordu. Kargaları korkutan yaşlı adam, sabah güneşi ve soğuk.

Kış hiçbir şehirde bunca karmaşaya sebep olmaz.

Karga? Karga uçtu. Uçtu. Uçtu. Bağırdı ve uçtu.

Kargaların iki yüzyıl yaşadığı söylenir. Ben buna inanmam. Kargaların saygı duyalası hayvanlar olduklarının farkına varmak için gözlerine bir kez bakmak yeterlidir. Korkutucu olmalarından bahsetmiyorum. Saygı duyulası olmaktan bahsediyorum. İki yüzyıl yaşaması gerekmez ona saygı duymak için. İki göz yeterli.

Şah!

Kargalar uçan hayvanlar içinde en gizemli olanıdır. Onun bu hale gelmesinde elbette edebiyat etkilidir fakat gözleri daha çok etkilidir.

Kargalara baktın mı hiç? Yani onların gözlerine?

Beyaz at d5'ten f6'ya gider.

Hayvan sevgisi başka birşeydir. Onları seversin, sevgi besleyemediklerine zarar vermezsin, ve yaşam haklarına saygı gösterirsin falan. Bunlar da değil bahsettiğim. Karganın gizemi, pencereden sarkan, yaşlı, yüzü tam görünmeyen ama kargalara bağırışından çirkin olduğu bilinen adamın gizemi gibidir. Bilinmezlik. Kargaların ne yediğini hiç düşündün mü?

Siyah vezir a4'ten c2'ye gider.
Şah!

Çiçek beslemeyi hiç beceremem. Bir tane yıllardır benimle olan sabırlı, her görenin "Güzel" diyebileceği bir çarpıcılık barındırmayan ama benim harikulade bulduğum bir saksı çiçeğim var, daha doğrusu bitki. Hiç çiçek açmıyor. Ama bir kargayı asla besleyemezsin. Bir martının ne yediğini bilirsin. Ama karga ne yer?

Siyah kale a8'den a1'e gider.
Şah mat!

Beyaz yenilmeye mahkumdur.
Karga siyahtır.

Yaşlı adam kargaları kovalar. İçeri girmek için doğrulur. Pencereyi ve perdeyi örter. Sonra mutfağa geçmiş olmalı. Masasına oturmuştur ve içi bok püsür dolu gazetesini açıp okumuştur. Karısı hayattaysa ona çay vermiştir, çocukları varsa onlar yoksa kendi. Bu yaşlı adamın yalnız kalmış olması fikri daha olası. Yaşlı adam o evde pencerenin önünde oturur. Çocukluğundan kalma bir sapanı vardır. Sera bozması bahçesine yaklaşan bütün kargaları taşlar. Kargalar yaşlı adamın şeytanlarıdır. Acımaz. Hatta içten içe mutlu olur, yüzünde mutluluk izi değil bir sinir vardır. Sanki koruma içgüdüsüyle hareket ediyormuş izlenimi yaratmak ister. Ama ben bilirim, içten içe seviniyordur. Öldürme içgüdüsü.

Öldürmek.

Ölüm siyahtır. Karga siyahtır.
Bilinmezler siyahtır.
Beyaz şah devrilir, martı balık yer, simit yer.
Siyah şah kazanır, peki karga ne yer?

1 Ocak 2014 Çarşamba

kadın.

bu ne yapaylık. kendimden utanıyorum. halbuki başta ne düşünmüştüm?
ne düşünmüştüm?

kadın düşünme yetisini kaybettiğini o an farketti. hayır. o an da farketmedi. kadın hala farkında değil. 

sinirlerim bozulmuş. birinci tekil şahsımı da kaybettim. en çok "biz"i seviyorum. güç veriyor. siktiriboktan bir güç. olsun.

kadın güçsüzlükten öldüğünü de farketmedi o an. ne salak bir kadın!

takozlarım düştü. ben de düştüm. halbuki yüksekte olmaktan tam da keyif almaya başlamıştım. kibirli değilim, onlar çok aptal. 

kadın gözlerinin altının morardığını sandı aynaya bakıp. sonra bu morartı sandığının günler öncesinin makyajı olduğunu farketti. evet bir şey farketti, ve mutlu olamadı. önceden farketmediği şeylerin farkında olmadığından, ya bırak nolur...

bu ne yapaylık? bu da ben değilim! ben hangisiyim? 30 yaşıma geldiğimde de aynı soruyu sorarken bulacağım kendimi. keyifsizlik. içi geçmiş. pis. kokuşmuş. bak bunlar hep aynı cümleler. hep aynı hikayeler. 
içimden ağlamak bile gelmiyor. ne içi? içim kalmamış benim, bitmiş. ne kalabalık. ne kötü bir kalabalık. bir an, o gün, ne güzel hissetmiştim kendimi, sanki sanat vardı. ben sanattan ne anlarım, ama öyleydi, sanki bütün şehir çok güzel şarkılar dinliyorduk, kitaplar okuyup, ressamları izliyorduk, ne güzel çiziyorlardı ve biz de ne güzel izliyorduk. sonra ortalıkta hep bir hoşgörü vardı, kimse farklı değildi, aynılıktan değil de, farklılığın konu olmadığından. hoşgörü de ne güzel bir kelimeydi. sonra o gün bıçak gibi kesildi. yerini keyifsizlik aldı. 

olmaz olsun böyle kadın! bu kadını yazan yazarın da beynine tüküreyim. 

..