23 Aralık 2015 Çarşamba

paradise

ağacın kurumuş ama meyve dolu dallarında dans eden, kapkara giyinmekten imtina edip sırtlarına gri bir pelerin asan bir kaç serseri karganın, oradan oraya koşuşturan, durup bağıran, ağzındaki lokmayı uçarken diğerine veren hallerini, sabahın ve akşamın erken saatlerinde izliyor. hayata dair tüm sorular hem olumlu hem olumsuz cevaplarını alıp kayboluyor. bu yokluk, bu hiçlik bir kaç karganın neşeli ya da neşesiz seslerinde dağılıp gidiyor. bir çaba süresince arzulanan sona gelme isteği, sona gelindiğinde duyulan boşluk. bir an durup, nefes alabiliyor olmayı fark etmek, kargaları görebiliyor olmayı fark etmek, soğuğu hissedebiliyor olmayı fark etmek...

sahiden, kuzgunla karga arasındaki fark nedir?
sahiden, bu hayatta en çok neye kırıldı?

yaşam, hiç de yükselme, duraklama ve gerileme dönemlerinden oluşmaz. yaşam çoğu zaman baş aşağı bir düşüştür. bu düşüş sırasında ayaklar ve baş yer değiştirdiğinde uçuyor gibi hisseder insan. yaşam bundan ibarettir. kurulan tüm ilişkiler ve yalnızca insanlarla değil, her şeyle kurulan tüm ilişkiler, bu düşüşün önüne geçebilmek içindir. ama nafile. düşüş bitmez.

zihnini bulandıran şey nedir? kalbini sıkıştıran nedir? koca saatleri bomboş devirirken esas yapmak istediği nedir?

sabahın ve akşamın erken saatlerinde izlediği kargalardan gözünün ayrılmasına sebep olan şey mutfaktan ya da salondan gelen bir tıkırtı. dönüp baktığında gördüğü, bir an durup nefes aldığının farkında olmayan bir başkası. tuhaf, zaten ben de bir başkasıdır, demişti, kabul görmüştü şair.

bir çay fincanının mermer tezgahta çıkarttığı ses, bir adamın şarkısına başlamadan önce aldığı derin nefes ve bir karganın bağırmadan önce etrafa savurduğu deligöz bakışları. bir ana bile sığmayan, küçük, küpküçük varlık anları.

şahit mi? şahit!

üşümüş omzuna bir battaniye atan el, çenesine sıcacık dokunduğunda içinde dolaşan ürpertiye "merhaba" diyor. kendi soğuk ellerini yüzünde dolaştırdığında aynı ürperti yok. belki de ben bir başkası değildir. kandırıldı. gülümseyen bir yüz, gülümsetmiyor, sonra gülümseyen bir yüz gülümsetiyor. mantığın koca dehlizlerinde, insan algısı devreye girince kayboluyor. kim bu tüm başkaları?

küçücük, yumuşacık, sıcacık bedenini koluna değdiren kedi gözyaşlarına farklı tepki veriyor. adam yazdığı romanı uzatıyor, gerçek bir uzatma değil, fakat gerçek bir alma. yiten karakterlere ağlıyor. adam memnun değil, kedi gözyaşlarına farklı tepki veriyor. kargaların bu olaylardan haberi yok.

bir meyvenin ilk ısırığında hissedilen zevkin önüne hiçbir şey geçmiyor. mutfaktan ya da salondan gelen tıkırtı bitmedi. ya bir sayfa çevirme sesi, ya büyük bir yudum içme sesi, ya bir öksürük, ya bir yan dönme: başkasına dair her şey. şahit olunmanın bin bir farklı şekli.

bir an en güzel elbisesi içinde, beyaz halının üzerinde dans edişine, bir an düşünülmüş absürd şeye gülmesine, bir an bomboşluğuna, bir an dopdoluluğuna şahitlik.

insan sahiden yaşadığı yere benzemiyor, baktığı kargalara hiç.

Hiç yorum yok: