29 Mart 2016 Salı

sabah sabah.

sırt sıvazlamak çok eski bir gelenektir ne yazık ki şu sıralar kimse kimsenin sırtını sıvazlamıyor.
mesela midesi bulanan birinin kimse sırtını sıvazlamıyor, kim birinin kusmasına yardımcı olmak ister, artık kimse. sonra sarılınca da elleriniz hep sabit, aslında sıvazlamak gerek. ağlayanın ve gülenin de. ama sıvazlamıyorsunuz. inatla yapmıyorsunuz bunu ve güneş doğuyor. inanamıyorum!

evin içinde garip garip dolaşıyorum çünkü süheyla kedi delirdi. çünkü sabah 7'de mama kabını kaldırdım. çünkü iki saatte inanılmaz açıkmış galiba ama ne yazık ki daha çok saati var. sinirlerim bozuluyor çünkü onun kan alınma işlemi oldukça gergin bir şey. kaldı ki akşam gidip gömülü 20'lik diş aldırma operasyonuna adımı altın harflerle yazdıracağım ve bu bir adet tuz biber. stresliyim ve çaresi yok. ve en kötüsü kimse sırtımı sıvazlamıyor.

sabah sabah çok acayip planlar yapıp 4 ay kadar memleketime gidip inzivaya çekilmeyi düşündüm. ve şu an tek düşündüğüm bunu ne kadar erkene alabileceğim. allah allah. bir yerde bir saçmalık var ama süheyla'nın ayaklarıma dolanmasıyla ilgili olduğunu sanmıyorum.

nietzsche ve hayatıyla bu kadar içli dışlı olmak bana pek iyi gelmedi galiba. emin değilim. onun o keskin ve buna rağmen zaman içindeki değişken tavrında kendimi görüyorum. sonra bir kediye sarılıp delirdiğim anı düşünüyorum. ah ne kadar da nietzsche'yim kimse bilmiyor.

pencereleri açın da hava gelsin azcık.


Hiç yorum yok: