4 Nisan 2016 Pazartesi

nisan değişimleri


filmi izlediğimden beri, ben nelerin kıyısından dönüyorum acaba sürekli, diye düşünüyorum. hayat birşeyler için izin vermiyor bize. hatta bunların farkına bile varmıyoruz. o kadar safız ki koca devran karşısında. sürüklenip duruyoruz. biz derken, ben yani. sizi tanımıyorum yoksa.

bazı şeyler fırsat olarak tanımlanıyor. mesela bugünkü iş görüşmem. geceden beri kendimi gitmeye ikna etmeye çalışıyorum. umarım ikna olur ve giderim. birşeylerin değiştiğini hissediyorum ve o görüşmeye gidersem, kabul edilmesem bile, birşeylerin değiştiğinin kanıtını görmüş olurum.

bunu ne kadar istediğimi bile bilmiyorum.

en son c.'yi ilk tanıdığımda hissettiğim duyguyu onun yüzüne bakarak özlüyorum. birşeyler anlatıyor ve umurumda değil. canımı yakamıyor oluşuna üzülüyorum çünkü biraz ihmali bile beni paramparça edebiliyordu. şimdi... şimdi çok yabancı. keşke böyle olmasaydı.

koskocaman bir romana başlamak istiyorum. çok güzel bir insandan hediye 4 ciltlik "ve durgun akardı don" bir yanda, ilk gençlik zamanlarımda ismiyle sarhoş olduğum uzun süre almak istediğim sonra kardeşimin hediye ettiği "monte kristo kontu" diğer yanda; bana "biz iyi tercihleriz" diye göz kırpıyorlar.

haziranda eve gidip ekimde dönme planımın tek kusuru süheyla. nereye bırakacağım değil de onsuz nasıl yaşayacağım. onca yolu beraber gidemeyiz de.. keşke bunun için bir güzel çare bulunsa isviçreli bilim adamları tarafından.

böyle şeyler ve daha niceleri..


2 yorum:

Eylül Köksümer dedi ki...

Öyle şeyler yazıyorsun ki bazen, hem seninle o an karşılıklı oturup konuşamadığımız için üzgün, hem zaten hep dertleşiyormuşuz gibi rahat hissediyorum. Hislerin, ilişkilerin, dış dünyaya adımların gelişmesi hep çok zorlayıcı, ürkütücü, ama yaşayarak öğrendiğim üzere sevgili dostum, bu adımları ve ilerlemeleri yapmazsak, yatağımızdan öteye gidemiyoruz. Yeni yazılarını ve yeni hissiyatlarını bilmek isterim, çay içerken okumak isterim.

Elisabeth Vogler dedi ki...

canımın içi, bu aralar dilimde ses olmayı bekleyen bir sürü sözcük var. bir kaç aydır susuyormuşum da zamanı gelmiş gibi konuştukça konuşuyorum. bu yüzden o güzel yüzünle, kucağında şeker'in elinde kahven beni dinlediğini hayal etmek oldukça keyifli. burada bulunman ve anlatabildiğim kadarıyla beni anlaman kadar keyifli.