16 Mart 2010 Salı

Hayaller ve Etler II

Adını getiremiyorum şimdi ama bir gözü yeşil bir gözü mavi, ağzı üstte burnu altta, sarı saçlı, oldukça hoş bir kadındı. Suratında, sanki sonunda güleceğine emin olduğu bir fıkrayı dinliyormuş gibi, gülmeye hazır bir ifade vardı, güzelliğine gülümsemezdiniz onu görünce, gözlerinin ışığına ve her an kahkaha atacakmış gibi duran ifadesine gülümserdiniz.

Eski tahta bir evde otururdu, kimine göre bir köpek besliyordu onu, arada beraber dışarı çıktıkları oluyordu. Uzun tüylü, kahverengi-beyaz bir köpekti kadının sahibi. Cömert bir köpekti, kadınına bile bir kez olsun bağırdığını gören olmamıştır sanıyorum.

Bazen tahta evin tek demir direğine, bu direk evi ayakta tutan direkti, yaslanıp üç gün gökyüzünü seyrettiği olurdu. O kadar ki ev, yaslandığı yere doğru eğilir yere yapışacak duruma gelirdi. O zamanlar köpek gelir başını okşardı kadının, sakince çekerdi onu geriye, evi eski haline geri dönerdi o zaman.

Ben bu kadınla bir gündönümünde tanıştım. Yorgun bir hali vardı. Eve köpeğin siparişlerini taşıyordu. “Seni de mi böyle çalıştırıyor o huysuz kedi?” dedi. “Hayır,” dedim, “benimki bana iyi davranır. Bir de ciğerleri pişirerek yedirse…”

Hiç yorum yok: