11 Haziran 2010 Cuma

Kaçmaya Çalıştılar...

Tek başına dolaştığın yolların haddi hesabı yok, hem de oturduğun yerde. “Olmaz ki böyle, olmaz ki…” oluyor ama, görüyorsun, yaşıyorsun, hissediyorsun, soluyorsun. Sorgulamayı bırak, bir işe yarıyor mu, nedenlerin cevabını alabiliyor musun? Sorgulamayı bırak. Bu anlamsız.

Üstünde yürüdüğün bu deniz, bu yağmur tanelerinin geçici ikametgâhı, bu saatlerce bakıp hayal kurduğun hatta en sevdiğin kitabın sayfalarını tek tek yırtıp içine attığın su cenneti artık sana gülümsemiyor. Sana hiçbir şey gülümsemiyor.

Eksiliyorsun, her gün yeni bir parçanı kaybetmiş olarak açıyorsun gözlerini, her geçen dakikada yeni bir isteğini satıyorsun içini kemiren, umudunu emen canavara. Ve en kötüsü boşuna bakıyorsun çevrene, boşuna arıyorsun Onu.

Ellerin buz kesmiş, kolların üşüyor, bütün bedenin bir ölününki kadar soğuk. Kalem tutamıyorsun, sayfa çeviremiyorsun. O kadar ağır ve başına buyruk ki bedenin senin sözünü dinlemiyor, gel ve git direktiflerin havaya savruluyor. Gözyaşların bile yüzünü ısıtmaya yetmiyor.

Gündüzlerin ve gecelerin birbiri ardında koşturup dururken sen ikisi arasında, yerini bilmeden, zamanı çözemeden sıkışıp kalıyorsun. Gözlerin boşlukta geziniyor, her an gecenin kahredici karanlığını, gündüzün kör edici aydınlığını yaşıyorsun.

Şimdi farkındalıkla kitaplarını okumaya çalışmanın, aklı başında bir insanmış gibi görünmeye çalışmanın, “eski”lere sığınmaya çalışmanın, eskilerin üstesinden nasıl geldiğini düşünmenin hiçbir şeye yaramayacağını anlamıyorsun. Bu yeni ve yabancı bir hayat, bu yeni ve ayrıntılarını hiç tanımadığın bir his, bu senin daha önce kapı aralığından bakıp geri kaçtığın karadeliklerden çok daha farklı. Ve artık içine düştün bir kez, kaçmak için yolun yok.

Ellerini şakaklarında gezdirip hissetmeye çalışıyorsun. Olmuyor. Saçlarınla oynuyorsun, oraya buraya savuruyorsun. Olmuyor. Olmayacağını biliyorsun. Kabullenmek yavaş yavaş ilerleyen bıçağın müthiş bir hızla saplanmasına sebep olacak, biliyorsun. Korkma! Ve sorgulamayı bırak. Bu anlamsız, biliyorsun. Anlamsız…

Kaçmaya çalıştılar.

Sayıklamalar içinde uzun zaman yaşanamazdı. Çok şey vadeden ve hiçbir şey vermeyen bu dünyada gerilim çok fazlaydı. Sabırlarının sonuna gelmişlerdi. Bir gün, onlara bir sığınak gerektiğini anladıklarını sandılar.
Perec, Şeyler (s.79)

3 yorum:

lady dedi ki...

çıtır kedicim, çok güzel olmuş yeni şablon!

çello çalan kedi dedi ki...

hazır burada ikinizi de bir arada yakalamışken ve hazır bizbize iken dedim ki bir merhaba diyeyim, şimdi yaz ile birlikte benim iş yoğunluğumun artmış olması ve hem yazmaya, hem okumaya blog anlamında gün içinde istediğim kadar vakit ayıramıyor oluşumdan mütevellit acaba ortalarda pek görünemeyişimi bağışlar mısınız? akşama ne oldu derseniz ben de evlibarklı bir kadın olarak sorumluluklarımın arkasına sığınırım hiç üstüme gelmeyin:P gün içinde yokluğunuzu fazlasıyla hissediyorum, bilesiniz istedim.
benim yakada havadis pek yok anlayacağınız, iş ve ev ve yaz yemekleri ile gelip geçiyor ama güzel... sağlığınız ve keyfiniz yerinde olsun, özledim ülen sizi.
hadi şımarmayın ya da şımarın şımarın :)
sevgiler öpücükler

Aylak Kedi dedi ki...

valla öyle tatlı sözlere kanmam -eheh- ben sınavlarımı bitirdim, derslerimi de geçtim. ilgi isterim ben (bknz:çıtır kedi:))