18 Mart 2011 Cuma

sorular

Aslında saat 8 buçukmuş. Ama ben telefonun ekranına bakım 10 buçuk görünce hayret ettim. Ne zamandır ben hep 8-8 buçuk gibi uyanıyorum. Şikâyetçi değilim.

Nedense son günlerde şikâyet etmeye mecalim yok. Yıllar geçiyor ve hiçbir şey değişmiyor ve insan beyni birşeylerin değişmediğine, değişmeyeceğine bir türlü ikna olmuyor. Ve başkalarının da bunu hissetmesi insanı rahatlatmıyor.

            Bana bakıyor. Yol boyu. Ne bakıyorum ne de merak ediyorum. Hiçbir şey. Kelimenin tam anlamı vardır ya. Öyle. İnsanların –mecburen- konuşması gerektiğine ikna oluyorum. Hiç ilgilendirmese de kimseyi, anlatıldıktan hemen sonra unutulsa da, özelliği olan anıların –çok komik? ya da çok üzücü?- anlatılması gerek. O zaman diliminin öyle doldurulması gerek.

            Bazen ait olduğum yeri ilk görüşte tanırım gibi hissediyorum. Bazen “O”nu ilk görüşte anlarım gibime geliyor. Bazen romanımı bir günde yazarım sanki. Bazen parmağımı oynatsam herşey çok daha güzel olacakmış gibime geliyor. Parmak oynatmak bu kadar zor olmasaydı eğer…

            Güneşle açıyorum gözlerimi kaç gündür. Öyle değişik bir şey ki… Kendimi sahile atıyorum. Her gün gördüğüm insanlara artık alışan gözlerim eksikleri de hissediyor. Konuşuyorlar arkadaşlarım ve bazen en çok ben, gülüyoruz ve bazen en çok ben. Güneş parlıyor biz geziyoruz. Güneş parlıyor biz yemek yiyoruz, nargile içip eğleniyoruz. Güneş parlıyor ve annem arayıp mutluluktan gözyaşı dökmeme sebep olacak haber veriyor ve ben o sesi duyup huzur doluyorum. Güneş parlıyor ve biz akşamları dışarı çıkıyoruz. Konuşmak zorunda oluyor her an biri. Gülmezsek olmaz bir an. Gülmeliyiz. Ve güneş parlıyor, herkes iyi herkes güzel görünüyor.

            Ders çıkışı biri “yağmur” diyor. “Ne?” diyorum, “yağmur” diyor. Üzerime kocaman taneler düşüyor, ahmak ıslatan. Gülmüyorum, gülümsüyorum. Konuşmuyorum, hissediyorum. Hayat bazen sadece bir yağmur damlasına ihtiyaç duyduğunuzu gösteriyor size ve yağmuru yaratana teşekkür ediyorsunuz.
            Ama yağmura aşığım.

2 yorum:

beyaz kardelen dedi ki...

". Gülmüyorum, gülümsüyorum. Konuşmuyorum, hissediyorum. Hayat bazen sadece bir yağmur damlasına ihtiyaç duyduğunuzu gösteriyor size ve yağmuru yaratana teşekkür ediyorsunuz.
Güneşi seviyorum. İyi vakit geçiriyorum ve beni güldürüyor.
Ama yağmura aşığım. "

Sessizce okunup geçilecek bir yazı değildi bence.. Bir yağmur aşığının sesine ses vermeliyim diye düşündüm, aylar önce yazılmış olsa da.. Ama napayım, şimdi gördüm ;)) Tuhaf bir aşk bu, normalde seni kıskanmam gerekirdi ama beni anlayan birisiyle karşılaşmak mutluluk verici :))

Çok uzattım galiba, hadi kal sağlıcakla ;))

Aylak Kedi dedi ki...

kocaman gülümsettin beni..

teşekkür ederim :)