5 Eylül 2011 Pazartesi

Bulantı

19. GÜN
"Elif," diyor babam "hadi kalk kızım."
Saat 8 suları. Gözlerim sulanıyor. Bugün ne babam beni uyandırmak için uğraşıyor, ne de ben ona cevap veriyorum, "kalkmam, uyumak istiyorum".
Kalkıyorum. Artık koşullanmış vücudum beni banyoya götürüyor. Gözlerim yarım kapalı hala. Hala açmaya çalıştığımda sızlıyor.
Babam kahvaltıyı hazırlıyor. Çayları koyuyorum. Oturuyoruz. Kahvaltı yapıyoruz. Odama giriyorum. Annem babama beni şikayet ediyor, "Söyle bunları bunları yapsın" diyor, odama tepiliyormuşum bütün gün, babama öyle söylüyor. Babam her zamanki gibi karışmıyor. Gidiyor. Kafamı yastığa koymamla uyuyorum. Rüya görüyorum.
İlkokuldayım. Sınıfta. Mutluyum. Herşey o kadar güzel...
Kapı aniden açılıyor. Sıçrıyorum. Annem bağırıyor. Birşeyler söylüyor anlamıyorum. Ona kızıyorum. Kapımı kapatıp kitliyorum. Tekrar uyumaya çalışıyorum. Bu sürede beş-on dakika daldığım oluyor.
Annem bu kez ağbime söylüyor bana söylesin diye, şunu yapsın bunu yapsın.  Arada bi kapıma gelip vuruyor sertçe. Yatağıma oturuyorum. Ağlıyorum istemsiz: "Allah'ım bana bir yol göster, yalvarırım bir kapı aç."
Annem duruluyor sanki bir anda. Mutfağa girdiğini duyuyorum. Kitap okumaya başlıyorum. Çarpıcı geliyor kitap. O arada o siteye giriyorum. Okan'ın artık orda olmadığını farkediyorum. Mesaj atıyorum. Okan ilgisiz, soğuk. Kısa cevaplar veriyor. Susuyorum.
Annem odamın kapısını tıklatıyor. Kalkıp açıyorum. "Hani sana vermiştim ya bi' poşet, onu ver de ağbin şunu koysun" diyor, tatlı. Veriyorum.
Odamdan çıkıp mutfağa gidiyorum, yemek için ayran yapmaya başlıyorum, annem gelip cacık yapmamı söylüyor, "daha iyi olur" diyor. Yapıyorum. Babam geliyor. Yemek yiyoruz.
Odama gidip kitaba devam ediyorum. M. arıyor. Konuşuyorum. Gülümsetiyor beni M., iyi hissediyorum. Kitaba geri dönüyorum. Okan'a yazıyorum, geçti mi, diyorum. Birşey yoktu ki, diyor. Konuşuyoruz. Rahatlıyorum. Üzerimden yükler kalkıyor. Onu çok sevdiğimi biliyorum.
Yatakta devam ediyorum okumaya. Uykum geliyor yine. Açık tutamıyorum gözlerimi. Dalıyorum. Rüya görüyorum. Eski arkadaşlarımla market gibi bir yerlerdeyiz. Dolaşıyoruz. Bir ara snıftayız yine. Vidyo çekiyor birileri, vidyoda kendimi görüyorum. İnanılmaz şişman görünüyorum. Rahatsızlıkla uyanıyorum. Saat beş olmuş. Babam kadayıf yapmıştı, diyorum kendi kendime, gidip yiyorum. M. arıyor, konuşuyoruz. Gelip tekrar uyuyorum. Bu kez rüya görmüyorum.
Altı gibi açıyorum gözlerimi. Keyifsiz hissediyorum. İnternete giriyorum, maç yorumları görüp bitmiş midir acaba, diye düşünüyorum. Mutfaktan sesler geliyor. Kalkıp arka odaya gidiyorum. Televizyonu açıyorum. Bitmiş. Nasıl bu kadar boş olduğumu düşünürken annem giriyor içeri. Kendini kötü hissediyor. Midesi bulanmış, başı ağrıyor. Uzan, diyorum. Başına koyuyorum ellerimi. O da üzerine koyuyor ellerimin ellerini. Rahatlıyor biraz. Üstünü örtmek istiyorum, bunaldığını söylüyor. Gidip sofrayı hazırlıyorum.
Önce annemle ağbim yiyor. Onlar oruç. Onlar Şevval'i tutuyorlar. Büyük ağbim geliyor sonra. Sonra da babam. Babam salata istiyor. Herkes yiyor birşeyler. Bir kase dolusu siyah zeytin yiyorum ben. Çay içiyorum. Anneme ilaç içiriyorum. Uzanıyor salona, kalkma diyorum. Ona da çay içiriyorum. Bardaklar boşaldıkça ben dolduruyorum. Çay içtikçe iyi olacakmış gibi herkes, öyle hissediyorum.
Odama gelip kasvetimi tamamlamak için günümü yazıyorum. Kitabın son on sayfasını okuyayı düşünüyorum. Sonra İsmail Ağbi var, mutlu oluyorum. Çay almak için mutfağa gidiyorum. Annemle ağbimin sohbetine katılıyorum.
Ağbim yarın gidiyor.
Beni de götür, diyorum. Diyemiyorum.

Allah'ım, diyorum, seni seviyorum.

1 yorum:

soluk dedi ki...

uyku, biraz daha uyku diye can çekişirken, uykunun tüm sorunları yok edeceğine körü körüne inanmışken, iyi geldi bu yazı. herkes uyumak için geceleri çay içmezken, ben demli çayları ardı ardına içip, 8 saat deliksiz uyuyabilmeyi umuyorum.