9 Ekim 2011 Pazar

Bir Sana Bir de Bana

Zedka'ma..

Gözlerimin etrafında hiç çizgi yok. Gülerken var. Normalde yok.

Rafların arasında, artık umutsuzca Mustafa'yı arıyorum. Yok. Her bir kitabın arasında Mustafa'yı arayasım geliyor. Mustafa'yı görsem diyorum, beni hiç tanımayan o kocaman gözlü adamı, ne yapardım, hayretle ona bakar, gülümser miydim, o beni farkedene kadar bakar mıydım... Mustafa nerede acaba, keşke geri gelse Kabalcı'ya.

Mustafa'yı bulamayınca çıkıyorum kitapçıdan. Karşıya geçiyorum, motorlara doğru yürüyorum. Her yer çok kalabalık. Deniz bir harika. Rüzgar esiyor. Motora yetişiyorum. Yer yok, ayakta geçiyorum ötegeçeye. Üsküdar bile çok kalabalık. Eve yürüyorum. Evin sessizliğinde bir huzur buluyorum. Kapıda mektup var. Mektuplar...

Biri daha önce çok mektubunu okuduğum, artık harflerini tanıdığım adama ait. Diğeri yazısını ilk kez gördüğüm küçük bir kadına. Biri "Öyle işte, kendine iyi bak" diye bitiyor. Diğeri, "Öpüyorum seni" diye bitiyor, yanağımda hissediyorum o öpücüğü. Gülümsüyorum. Küçük kadını okumaya başlıyorum önce.

"Kedim," diye başlıyor mektup, "Bir kalabalık toplanıyor önümde. Sadece görmüyorum." 

Mektubu yolladığı için onu kucaklayasım geliyor. Hemen kalkıp cevap yazmak istiyorum. Sonra durduruyorum kendimi, içime sinsin diye mektup, zaman veriyorum kendime. Otomatik Portakal'ı okumaya devam ediyorum kaldığım yerden. Kaldığım yer, şöyle devam ediyor:



Böylece şimdi, bu gülümseyen kış sabahında, kopkoyu çayımı süt ve kaşık kaşık şeker atarak içtim, tatlıya bayılırım da, ayrıca zavallı anacığımın bana pişirdiği kahvaltıyı da fırından çıkardım. Kızarmış bir yumurtaydı o kadar, ama ekmek kızarttım ve gazete okurk...

Sabah yağmur sesiyle uyanıyorum. Açık pencereden mis gibi kokusu üstüme oturuyor yağmurun. Kolumun altında ezilmiş kitabı alıyorum, arasında Monroe ayracını tekrar yerleştiriyorum. Hayat çok hafif geliyor o anda. Kalkıp çay koyuyorum. Limonlu kekten bir dilim kesip, çayımla içiyorum, pencerenin kenarında.

Şimdi cevap veriyorum, evet değiştim. Öyle güzel ki...

4 yorum:

Zedka dedi ki...

Aynı zamanda duyuyorum. Dokunabiliyorum bile . Sana da dokunabiliyorum, değiyorum. Mutluluğum oluyorsun , ben dudaklarımın çekişmesine kendimi kaptırıyorum. Adımı söylüyor annem, adımı ve " Bir aydır böyle gülümsememiştin" diyor. Bir aydır böyle ısınmamıştı ellerim .

Aylak Kedi dedi ki...

çok seviliyorsun. bir bilsen :)

Zedka dedi ki...

Aptal aptal gülüyorum ama (: Ben de çok seviyorum, nasıl seviyorum nasıl !

la luna bir yer dedi ki...

ne hoş, ne pembe bir yazı olmuş bu. son satır hele...