10 Şubat 2012 Cuma

İşbu Masal Bir Çaresizliğin Göstergesidir.


Alice ortaya çıkar çıkmaz cellat, Kral ve Kraliçe sorunu çözsün diye ona döndüler. Her üçü de fikirlerini Alice'e anlatmaya çalıştılarsa da, hep bir ağızdan konuştukları için ne 
dedikleri anlaşılmıyordu.

Celladın fikri şöyleydi; gövdesi olmayan bir kafa kesilemezdi, 
zaten daha önce böyle birşey yapmak zorunda kalmamıştı ve bu yaştan 
sonra da yapmaya niyeti yoktu.

Kral'ın fikri de şöyleydi; kafası olan herşeyin kafası kesilebilirdi 
ve bu konu hakkında daha fazla saçmalamanın anlamı yoktu.

Kraliçe'nin fikri ise şöyleydi; eğer bir dakika içinde bir 
sonuca varılmazsa, oradaki herkesin kafası kesilecekti.

Birden düştü aklıma öyle birden düşer ya insanın aklına. Öyle birşey. Meğerse çoktan tanışmışız. Önce uzaktan uzaktan bakışmışız, sonra bunu aşağılayarak konuşmuşsun benimle burnun Kaf Dağında. Vay edepsiz! demişim içimden ve -pek tabii- sen bunu duymamışsın. Çünkü sen bunu duysan o sarsılmaz kendine güvenine çomak soktuğumu hissediverip huzursuzlanacaksın ve bu da benim işime gelmez. Koynumda huzurla uyumalısın. İşte efendime söyleyeyim, bir kaç şiir okumuşuz, sonra bir kaç Bülent Ortaçgil şarkısına tav olmuşum. Uçuyorum Necdet! kıvamına gelmişim ama meğerse senin incecik bir bıyığın yokmuş. Yazık, oysa ben saçımı uzatıp kabartmaya pek meraklıymışım.

Ertesi günü, bir kaç ertesi günü sonrasında ya da, evimde otururken ben dalıp dalıp seni, beni, senle beni düşünüp gülümser olmuşum. Hatta bensiz seni ve dahi sensiz beni düşünüp iğrenir gibi yüz buruşturmuşum. Oldu olacak bir de kuralla uyup birbirimize sözler verseymişiz! Daha nelermiş! Buradan bakınca gökyüzü lacivert, dahası karlar uçuşuyor.

Sonra gerek çay demlemelerimiz gerek ayık kalmak için şekersiz acı kahvelerimiz olmuş. Tam takırmış herşey. Koluna da çok yakışıyormuşum hani. Tü tü tü maşallah! dedirten cinsten. Ama sen bu konuları o zaman da anlamamışsın. Evet sen hep böyle bir adammışsın.

Tabii ki film izlemeyi çok seviyormuşuz, soru mu bu şimdi! Ama sen benden bir adım ilerdeymişsin, şimdiki gibi. Hem senin gözlerin yeşil miymiş neymiş. Ben de hep yeşil gözlülerden hayır gelmez ııııı, der dururmuşum. Her bir can sıkıntımı gözlerinin fettan yeşiline kabahat bulurmuşum. Gözlerinin hangi renk oluşunun aslında bir önemi yokmuş, kendini beğenmiş bir insanmışım çünkü ben, baktım mı kendimi görsem yetermiş.

Hem kapımın önünde ayakkabılarının görmek istermişim ben! En işlek caddelerin kuytu yerlerine damgamızı vurup evimize dönmüşüz. Sonra o odalı fotoğraf çekimlerine girmiş, komikli fotoğraflara sahip olmuşuz.

Bilemiyorum, Ahmet Abinin bu hikayenin neresinde olduğunu. Alaaddin var hem onu nereye sıkıştırmışız? Gerek kedili çay bardakları, gerek üzerine şiirler yazılmış uçurtlar, gerekse beraber yaptığımız binbeşyüz parçalı puzzlelar yerli yerindeymiş.

Güzel miymişiz neymişiz.
Geriye kalan korkuyla mı yaşamakmış? Gerisini sen anlat, elimizde diye mutlu mu olmuşuz, kaybederiz diye korkmuş muyuz? Ben Frida, sen Diego olmuş muyuz?


3 yorum:

Nepenthe dedi ki...

baştaki fotoyu görünce altındaki yazının böyle olacağını hiç düşünmemiştim, iyi ki düşündüğüm gibi olmamış gece gece tatlı oldu

ayşe hilâl dedi ki...

sen, yazdıklarınla, çok şeyimi değiştiriyorsun elifim.. ya da yumuşatıyorsun eylemlerimi.. bir virgül koyup, sonra devam etmek geldi içimden.. bütün fırtınaya rağmen

Aylak Kedi dedi ki...

sen bensin çoğu zaman ben de sen oluveriyoruz bazen. ayşe'm..