21 Nisan 2012 Cumartesi

Barış Bıçakçı - Herkes Herkesle Dostmuş Gibi...

YERE ÇAKILANA KADAR KANATLARIMIN OLDUĞUNA İNANACAĞIM!(s.30)

Ne kadar çok insan girdi hayatıma Ankara'dan. Ne kadar küçük ne kadar yoğun bir kitap. Bir sürü insan gördüm. Hala sanki her köşe başından onlardan biri çıkacakmış da yine Ankara oluverecekmiş buralar gibi.

Aşk ile edebiyat arasında bir tercih yapmış ve kendisini seçmişti. (s.30)

Ankara'nın kafamı kurcalamaya başlaması bundan bir sene kadar öncesine dayanıyor esasında. Daha önce hiç bir an düşlememiştim İstanbul'dan uzakta. Ama o zamanlar Ankara girmeye başlamıştı bir yerlerinden tutup zihnime. Ankara'yla nasıl olur, bilmem ki... Bugün Ankara üzerine düşünmeme, o zamanları hatırlamama sebep olan yine aynı adam. Barış Bıçakçı. O zamanlar bir sinema salonunda annem babam ve ağbimle izlediğim filmde, Çetin'le Ender'le girmişti kafama o şehir. Aynı Çetin aynı Ender, diğer onca insanla birlikte bu kitapta yine çıktılar karşıma. Anladım ki bazı şehirler kendi kendine güzeldir, bazılarını ise insanlar güzel yapar. Ve bazılarını ilk bakışta seversiniz, bazılarınınsa içinde yaşamak gerekir.

Başlangıçta atlayışlarını geri dönüşler yapmak için yapıyor sandım Barış Bıçakçı'nın. Sonra o kadar kalabalık bir hal aldı ki insanlar bir baktım birini görünce diğerini unutuyormuşuz. Bir karakteri sevmeye, merak etmeye başladığım anda ondan koptuk. Bunu bilerek yaptığını sanıyorum Barış Bıçakçı'nın. (Sırf biz mutlu olmayalım diye, pis herif). Bu kitapla, bu incecik kitapla beni İstanbul'dan alıp Ankara'ya taşıdığını görmek saygı uyandırıyor kendisine. Çok klasik olacak ama bunu öyle tanıdık bir dille yapıyor ki samimiyetine şaşıyorum kitabın. Hiçbir çaba harcamadan bu kadar güzel olunabileceğini unutmuşum sanki. Küçücük kitabın akışına yetişmeye çalıştım durdum hep, kabul hep geride kaldım ben. Bir önceki insanı/insanları merak ederken ben, başka hikayelere geçmişti o. O yüzden de bitirmek zaman aldı bu küçük kitabı. Yapmak istediği tam da buymuş gibi, başladığı hikayeleri ben devam ettirdim bir müddet kafamda. Derin nefesler soktu bu kitaba. Harcamak istemedim öyle bir solukta. İçime soktuğu o insanları onun bıraktığı noktada bırakmak büyük haksızlık olurdu. Onları bir müddet daha yaşatmayı uygun gördüm. Aferin bana. İyi bir şey yaptım.*



Kimi zaman öyle geliyor ki, hayatım boyunca katı hale geçemedim ben, durmadan masaların, koltukların, sehpaların altına ve yetişkinlerin ayaklarının dibine çöken, bereket versin havadan ağır bir gaz olarak yaşadım bunca yılı. Yirmi altı yılı. Ve bu yirmi altı yıl boyunca tek bir şeyi istedim, tek bir şeyin peşinden koştum, koş dedim ruhuma, koş alçak, koş pislik, o da koştu... Karşıma çıkan herkesin, kadın erkek, çoluk çocuk, herkesin bana aşık olmasını istedim. İşte benim basit gerçeğim! Ama artık, içkili ve kalabalık bir akşam yemeği hayal ediyorum. Açık havada, çıplak ampullerin altında. Güzel şeyler yiyip içmişiz. .nefis bir yaz gecesi. Masada kalan son kişi ben olmak istiyorum. Eşlerin birlikte kalkmasını seyrediyorum sessizce. Sonra erkeklerden yemeğe yalnız gelmiş kadınları evlerine bırakmalarını rica ediyorum. Masada tek başıma kalmak istiyorum. Rüzgârla sallanan çıplak ampullerin altında. Ağustosböceklerini dinliyorum ve bir parça kuru ekmek atıyorum ağzıma. (s.110-111)

10 yorum:

Aylak Kedi dedi ki...

teşekkür ederim en kısa zamanda cevaplandıracağım :)

ayşe hilâl dedi ki...

uzun zamandır yazmanı bekliyordum kedim.. yine çok mutlu etti beni okuduklarım, hemen alıp okumak istedim kitabı. doğma büyüme bir ankaralı olarak, evet bazı şehirler, içinde yaşayınca sevilir.

Aylak Kedi dedi ki...

canım,
okuman öyle iyi geliyor ki bana, beklemen, çok değerli bilemezsin. ankarayı değerli yapan şeylerden birisin sen.

ayşe hilâl dedi ki...

can'sın sen!

beyaz kardelen dedi ki...

hayatta hiçbir şey tesadüf değil ya, bu blogun karşıma çıkması da tesadüf değil. aynı kitabı ben de okudum bu şubat tatilinde ve aşık olduğum şehrime bir daha aşık oldum. senin yazını okuyunca ise tekrar teşekkür ettim barış bıçakçıya, ankarayı bu kadar güzel yazdığı için...

ha bir de, bence ankara seni çok severdi elif mihen ;))

Aylak Kedi dedi ki...

beyaz kardelen, sever miydi gerçekten. seveceğini bilsem çok iyi hissederdim..

beyaz kardelen dedi ki...

ankara vesilesi ile öğrendiğim şeylerden birini paylaşayım seninle: en çok sevdiğimiz şehirler, bize en çok benzeyenlerdir. ankaraya benzediğimi fark ettiğimde anladım bunu. birçok insanı da bu konuda gözlemledim, bu tespitimi paylaştım ve hemen hepsinde haklı çıktım. sen de bir düşün bakalım;)

senle ilgili tespitlerimi uzun uzun yazmayayım burada ama benim tanıdığım ankara, eminim severdi seni;))

Aylak Kedi dedi ki...

bana benziyor mudur ankara, iyice yerleşiyor zihnime, düşüncelerimden çıkmayacak hiç şimdi.

sevsin kardelen, ben ona kötülük yapmam hiç.

Adsız dedi ki...

Elif! İstanbul'u yol ettim, Ankara'ya gelişin kolay olsun diye, düz ayak. Baharda nasıl güzel olur, yeşil ve kokulu. Hasan'ı ve Sulhi'yi ararız Ulus'da.

Eğer Hasan, Sulhi ve Pervin'in hikayesini merak ediyorsan Veciz Sözler'i de koy sıraya.

Aylak Kedi dedi ki...

elif, gördüm veciz sözlerden aldıklarını, okumadım bilerek, koydum sıraya, konuşacak çok şeyimiz olacak, ben ankara'ya geldiğimde.