26 Mart 2013 Salı

Komet!

Hasan Ali Toptaş'ın Ölü Zaman Gezginleri'ni okumaya başladım. Üçüncü öykü sonunda nefes alışımda bir değişiklik farkedip kitabı kapattım. Bildiğim Hasan Ali Toptaş, aynı naiflik, aynı sözgelimleri, aynı tekrarlar, o özlem duyduğum adam, ama bu kez daha sarsıcı, ve sarsıcılığı her bir öykü sonunda yaşattığından, yorucu. Bir yalnızlık, ama yıkıcı. Kendine dışarıdan bakma denemeleri ya da kendine hakim olamayışın bu denli çarpıcı ifade edilişi. Kendi zamanına yetişememek, kendi zamanını yakalayamamak ve kendi yaptıklarına engel olamamak. Zaptedememek kendini. Ya da ...

Kitabı kapattım ve nefes almaya devam ettim. Bu müthiş yazarı nereye koymalı, bilemedim. Kitabı elimde evirdim çevirdim. Neden sonra kitap kapağına takıldım. Bir adam var, bir tepenin üzerinde. Dev gibi. Şapkasını göğe doğru açmış. Bir şey bekliyor. Neyi bekliyor. Diğer küçük insanlar ona bakıyor. Neden bakıyor.

Kapaktaki resim Komet'e yani Gürkan Coşkun'a aitmiş. Öyle güzeller ki...






Hiç yorum yok: