27 Kasım 2021 Cumartesi

Boşluk da sana bakıyor mu şimdi?

Aslına bakarsanız berbat bir manzaram var. Bir yıkım kalıntısı alanı, üzerinde biteyazmış bir yeni bina, kötü bir yokuş, yan cephesinde tuğlaları görünen bir apartman. Oraya buraya park etmiş arabalar. Köşedeki apartmanın dördüncü katındaki balkonda birkaç yeşil yaprağı kalmış bitki var. Martılar gelmese çekilecek dert değil. Yine de kedi seviyor burayı, gelen geçeni, uçan kaçanı izlemeyi seviyor. Bense onu izlemeyi. Sabahtan beri beklediğim iki paket nihayet gelince ben de sigara almak için çıkabiliyorum. Çıkmadan önce etraflıca gezinip kocaman bir çöp poşeti hazırlıyorum. Geri dönüşümde kendime bir meyve tabağı hazırlıyorum. Tabağın yıldızı turunç (Trabzon hurması olarak bilinen meyve). Özlediğimden son zamanlarda en çok onu severek yiyorum.

 

Çiçekleri suluyorum, evi süpürüyorum. Biri kocaman biri küçücük iki kitap bitiriyorum. Ne umut doluyum ne umutsuz, ne iyi hissediyorum ne kötü, ne mutluyum ne mutsuz. Diplomasi tarihi için gelen öğrenciyi geri çevirmiyorum, yine gidip Machiavelli konuşuyorum; bazı şeylerin hiç değişmediğini, hiç de değişmeyeceğini düşünüp geçiyorum. Yumuşak sütlü bir kahveyle salona geçiyorum. Nezihe Meriç’in hayatını anlattığı kitabı açıp onun yaşantısında kaybolmayı deniyorum. Hoşuma gideceğine dair önyargım çok yüksek. Böyle kadınlar hep ilgimi çekti daima çekecek.

 

Bazı tarihlerin karnıma kramplar girmesine sebep oluşunu, başka bir şey düşünemez halimi, korkularımın asla bitmeyişini, kendimi rahatlatmayı başaramayışımı, başarılı olmak kadar başarısız olmanın da bir seçenek olduğunu, normal olduğunu kendime anlatamayışımı kınıyorum. Bu güzel güneşsiz cumartesiyi işte böylece noktalıyorum. Sanırım. 


7 Kasım 2021 Pazar

Cohen için Hallelujah!

 Yıllar önce farklı bir isimle tuttuğum blog günlüklerine en heyecanlı ve coşkulu yazılarımdan birini Leonard Cohen konseri sonrasında yazmıştım. Beni ben yapan şeylerin en güzellerinden bu adam. Beş yıl önce göçüp gittiğinde hiç de utanmadan oturup ağlamıştım. Fakat dünyaya gelmiş olması ne büyük mutluluk!

31 Ekim 2021 Pazar

Sonsuzluk ve Bir Pazar

 “Her yalnızlığın, bir önceki yalnızlıktan daha saf ve daha gelişkin bir doğası vardır. Sürgün edilmiş insanlar daha açık ve daha yürekten, gecenin derinliğinde anımsanan bir rüya gibi duru ve yumuşak bir melankoli hissederler. Bu bana hâlâ, çocukluk “krizlerimin” belli belirsiz hüzünlü gizemini ve büyüsünü anımsatır. Kimliğin bu ani yok oluşunda, o erken dönemin lanetli boşluklarına düştüğüm anları yeniden yaşarım; bu açık seçik anlarda dünyayı, sanrıya yol açan esrimelerim canımı sıktığında beni biçimlendiren boşunalığın ve eskimenin tuhaf atmosferi içinde görürüm.”



 

Güneş şehri çepeçevre sarmadan eve dönmekten mutluyum. Yürüdüğüm on kilometreyi neredeyse hiç hissetmedim. Uzun zamandır kulaklığım sesli kitap çalıyor, müzik dinlemeyi unutmuş bile olabilirim, bir tatsızlık yaratsa da memnunum. Ertesi gün kalkıp yapacaklarımı düşünerek -zor da olsa- uyuduğum günlerin sabahında işe koyulmak bana ne zamandır haz veriyor? Değiştim mi? Büyüdüm mü? Yoksa yaşlandım mı?

 

“İçsel bir diyalogla, çevremdeki kötü güçlere bir gün meydan okumaktan, ertesi günse onları sefilce pohpohlamaktan asla vazgeçemeyeceğime inanırım. Nedensiz olmasa bile, bazı tuhaf ayinlerden keyif alırdım.”

 

Salon camının önüne bir masa koydum, tüm ışığa rağmen burada oturuyor, çalışıyorum. Martılar, kargalar, serçeler, kumrular gelip geçiyor. Gemiler, motorlar, vapurlar, tekneler gelip geçiyor. Ağacın dökülmeye-beş-kala yaprakları titreşiyor. Dünyalar güzeli kedi masaya gelip etrafı kolaçan ediyor. Ve ben ekrandan başımı kaldırıp yüzümü ellerimin arasına alıp bazen öylece durum bakıyorum manzaraya, manzaralara. Gelip geçen, hiçbir etkimin olmadığı koca gözlerimin ancak görebildiği dünyanın şu küçük alanına.

 

Bir yandan Suat Derviş, bir yandan Max Blecher okuyorum. Jo Nesbo kitabı dinliyorum. “Diğerleri” kategorisindeki kitaplar ise sıçramalı ve karmakarışık.  Fırında bal kabağı var, onunla kahve yapmayı deneyeceğim. Beni kendisine bağlayan yeni bir dizi bulamadım. Böyleyken böyle.

 

*Alıntılar Max Blecher’in Acil Gerçekdışılıkta Maceralar kitabından.