13 Nisan 2022 Çarşamba

Bir Kitap-Bir Şarkı


 Bir çiçek hiç bir insanı öldürür mü?

Ev sevdiğim Boris Vian romanı şüphesiz Yürek Söken. Orada yüreğimin bir parçasını bıraktım ve asla geri almaya çalışmadım çünkü olabilecek en güzel yerlerden biriydi, hak ediyordu. Okumadığım kitapları da var hala. Olsunlar. Dursunlar. Hala okunacak Boris Vian’lar olması ne güzel. Ama bu yazının iki baş kahramanından biri Günlerin Köpüğü. Diğeri ise bir şarkı. Çünkü ne zaman bu şarkıyı dinlesem aklıma yalnızca Günlerin Köpüğü geliyor. Bir kadının içinde açan (topraksız) bir çiçek. Canım kitap ve canım şarkı. İşte burada:



"Chloé'nin ılık ve huzur veren eli Colin’in avucundaydı. Chloé ona bakıyordu, biraz şaşırmış açık renk gözleri onu dinlendiriyordu. Platformun altında, birbirlerini yok etmeye can atan sıkıntılar toplanmıştı. Chloé, bedeninde asılı kalmış bir güç, göğüs kafesinde garip bir varlık hissetti, nasıl karşı koyacağını bilmiyordu, içine yapışmış düşmanını hafifçe yerinden oynatmak için ara ara öksürüyordu. Sanki iyice öksürdü mü düşmanının zalim şiddetine ve sinsi kötülüğüne yenik düşecekmiş gibi geliyordu. Göğsü güçlükle inip kalkıyordu, ve kaygan çarşafların uzun ve çıplak bacaklarına değmesi hareketlerine bir sakinlik katıyordu. Colin yanı başında hafifçe eğilmiş ona bakıyordu. Gece yavaş yavaş yaklaşıyor, yatağın başucunda duvara .gömülü yuvarlak mat kristal içindeki yanan lambanın ışıklı küçük çekirdeğinin çevresinde tek merkezli katmanlara dönüşüyordu."

29 Mart 2022 Salı

Mart Artığı


Bazı değişikliklere ihtiyacım var. “Bir ışık var ve deneyeceğim!” diye açıklıyorum kendime ve en yakınlarıma. Yine, her şeyi aynı anda yapmaya çalışıyorum. İstediğim her değişime dair aynı anda adım atmaya çalışıyorum. Yorgun hissetmiyorum, yük gibi de gelmiyor. Fakat… Aynı anda bunca şeyde bir başarı sağlanmayacağını mı biliyorum içten içe? Yaşanacak bir başarısızlığı nasıl göğüsleyeceğimi de bilmiyorum. Olsun mu? Olsun. “En azından…” diye başlayan cümleler kuruyorum, içimde yankılanıyor.

 

Aklıma ne geliyor. Şu geliyor: Lisedeki basketbol takımındayız. Okulda devamlı bayılan bir kız var. Takıma geldi. Bir şey yapabilir mi emin değiliz. Ama okulda sporla uğraşan kaç kız var? Bence doktor tavsiyesiyle. Ona, sporla uğraşmasını salık vermiştir, diye düşünmüştüm ta o zaman. Fakat tedirgin olmadık değil, ya top çarparsa, ya biz çarparsak, ya istenmeyen şeyler olursa, ya bizim yanımızda bayılırsa. Efendi çocuklarız, hiçbirimiz de kalkıp “sen neden durup durup bayılıyorsun?” diye sormadık.  Sessiz, sakin, güzel bir kızdı. Neydi adı, Ümmü mü? Hatırlamıyorum. Kıvırcık çok açık kahverengi saçları, çok güzel gözleri vardı.

 

O kadar hevesle, canla başla oynadı ki bu kız. Takımda olmasına sevinir olduk. Çabası müthişti. Kendisini iyi hissettiğini de hissediyorduk. Bu da bize ayrıca mutluluk ve enerji veriyordu sanırım. Onunla başardık. Kazandık, kazandık… Onun varlığının hem fiziksel hem psikolojik artısını hissettiğimi hatırlıyorum. Başkasının başarıyla ortaya çıkan enerjinin bir başarıya ve mutluluğa sebep olması bu sanırım.

 

Bunları düşünmemin üzerinden çok geçmeden atılan bazı adımların peşine düşüyorum. Yayınevine hazırlayacağım kitap için detaylı görüşme yapıyoruz. Görüştüğüm kişi daha önce söylenen şartların dışına çıkıyor. Önemsemiyorum. Daha az mı kazanacağım. Umursamıyorum. Bu ilk zokayı yutmam lazım. Evet, son da olabilir. Aksi de olabilir. Tüm ihtimalleri görüyorum ve yutuyorum.

 

Gelen hiçbir öğrenciyi geri çevirmiyorum. Neredeyse sürekli klavye-ekran karşısında olmamı gerektirecek bir süreç, umurumda değil. Bu kendini meşgul etme çabası mı? Kendimden kaçma çabası mı? Bunun ne olduğunu bilmiyorum.

 

Son günler S.’yi özlemekle geçiyor.

Bundan haftalar önce S.’nin iş yeri batayazdığından bir sürü insanı S. ile beraber işten çıkarttığında kendimi çok kötü hissetmiştim. Sırası değildi, daha önce de işsiz kaldığımız uzun ve sıkıntılı bir süreç yaşamıştık pandemiyle beraber ama şimdi bunu yüklenecek gücüm yoktu. S. beni teselli etti, umut yüklü konuşmalar yapıp sakinleştirdi. Zaten elden ne gelir, susup bekleriz.

 

Çok geçmeden çok daha iyi imkanlarla yeni iş. S. mutlu, ben umutlu. Ne dilediğimize dikkat etmemiz gerek. Yeni işe başladığından beri onu doğru düzgün göremiyorum. Göremediğim gibi duyamıyorum bile. Mesai saatleri çok yoğun ve “mesai saatleri” kavramı da çok muğlak. Bittiğinde de çok yorgun, zaten nasıl hazır “çok yorgun” olmaya. Ben sürekli sesini duymaya, yüzünü görmeye aşırı alışkın olduğumdan, ağır bir eksiklik hissediyorum. Düzeni değişmeyen ben olduğumdan bu değişikliğin etkisini yaşayan da haliyle benim. S.’nin ne hissettiğime dair en ufak bir fikri yok. Bir şekilde ona yansıtmamaya çalışıyorum fakat içimde de bir öfke birikiyor. Hele onca saat sonra arayıp bir de işten bahsetti mi bir çizgi film karakteri gibi kafamın açılıp içinden dumanlar çıkmadığına şükrediyorum. Farkında değil. Benim tüm bu meşguliyet peşinde koşuşumun bu durumla bir ilgisi de olabilir. Yine emin değilim. Her şey ihtimal, her şey.

 

Böyle böyle geçip gidecek günler. Ne yapacağım?

 

25 Mart 2022 Cuma

Gündüz Kafesi Günlükleri

 Üç ayrı masa. Üç kişi. 

'Biz dünyadan gider olduk.'

Kadının elinde telefon var. 

Adamlardan birinin bir bilgisayarı. Diğerinin kulaklığı ve telefonu. Arada bakıyor. 

Kadın sigara içiyor. Bilgisayarlı adam sigara içiyor. Kulaklıklı adam içmiyor. O çay içiyor. Bir şeye canı sıkılmış gibi duruyor. Düşünüyor. Elini alnına götürüyor. 

Bilgisayarlı adam önemli işler yapıyor, kesin. Yüzüğü var, saçları uzun, kıvırcık. Günün bu saatinde böyle bir kafede peşinde koştuğu önemli işlerin etraftan merak edildiğini sanmıyorum. 

Kadın kahve içiyor. Süt köpüklü. Önce karıştırıyor, bir iki kere köpüğü alıyor kaşıkla, içiyor. Sonra kahveden bir yudum. Masaya bırakıyor fincanı. Sigarasıyla oynuyor. Bu arada bilgisayarlı kıvırcık adam yeni bir sigara yakıyor. Kulaklıklı adam çayını bitiriyor. Boş bardağını almaya gelen yok. 

Sokakta hareket yok. Bir motor geçiyor. İki kadın, bir sürü poşetle. İki sevgili. Pembe montlu kapüşonlu bir kadın. Mavili bir çöpçü. Siyah başörtülü bir kadın. Okullu iki genç. Şemsiyeli bir adam. Kırmızı başörtülü bir teyze. Genç güzel iki kadın. Geçiyorlar. 


Kulaklıklı adam, bilgisayarlı adamdan menü istiyor. Bilgisayarlı adam getiriyor, kafenin müdavimi değil çalışanı, belki sahibi olduğunu belli ediyor. Kulaklıklı adam menüye bakarken, bilgisayarlı adam kapıda bekliyor. Oturmadan sipariş mi alacak? Alıyor. Boş bardak ise hala masada. Yürümekte zorlanan bir adam ağır ağır yürüyor. Ne kadar sürüyor sokağı geçmesi? Uzun, belki bir ömür, belki daha fazla. Kadın sigarasını söndürüyor. Kahvesi bitti mi? Bir süredir uzanmıyor. 

'Her gelen ağladı kalbini bağladı dalgalı saçlarına.' 

Hayır, kahvesi bitmemiş kadının, içiyor. Yeni sigara yakıyor. Bilgisayarlı adam görünürde yok. Kulaklıklı adamın siparişini hazırlıyor bir yerlerde. Boş çay bardağı hala masada. Sokağın köşesinde bir adam. Karşıda üç genç. Kulaklıklı adama pasta. Canı sıkkındı hani? 


Kadın kahvesini içiyor. Bu kez tabağına koyuyor. 


....