28 Ocak 2023 Cumartesi

Tahammül Seviyesi vs

Üzerinden kaç gün geçti bilmiyorum, Buraneros’ta görüp de “Ben de bugün salep içmeye gideceğim!” demiştim. Ancak dün akşam, işten “erken” çıkınca oturdum yarım saat sokağın köşesindeki kafeye. Yeniden yapıldığından beri hiç gitmemiştim oraya, halbuki eskiden kahveciyken sık sık gider, arka bahçesinde oturur, sandalyelerinin aşırı rahatsız olmasından dert yanardım. Dün otururken o kadar büyük bir isteksizlik hissettim ki bir yerde oturmanın nasıl zevkli hale geldiğini bile unutmuşum. Ben ki saatlerce oturduğum güzel kafelerde saatlerce okuyan, yazan, dinleyen, seyreden, bundan da müthiş bir keyif alan insandım. …

 

Hoş olmayan şeyler oluyor.

Hoş olan şeyler de oluyor fakat hoş olmayan şeylerin yarattığı etki, benim “dert büyüten” karakterimle birleşince ortaya hoş olmayan bir ruh hali çıkıyor.

 

Büyük bir hevesle başlamıştım Büyülü Dağ’a. İki haftadır kitabın kapağını açamıyorum. O kadar zavallı bir durum ki. Yaşadığım yoğunluklara, daha doğrusu maruz bırakıldığım yoğunluklara hiç saygı duymuyorum. Böylece hissettiğim tek şey çile oluyor. Evime gidip sadece uyumak istiyorum. Bunu bile…

 

Bazı konularda iyimser kalmak çok zor artık benim için. O iğrenç adamın karşısına dikilip “senin ne haddine!” diye bağırmak istiyorum mesela, hatta suratına tükürmek! Benden, bizden önce canını yaktığı onca akademisyenin de yerine! O kadar büyük bir öfke büyüyor ki içimde, onca senelik emek, zihni zihnimin yarısı etmeyen vasat insan süprüntülerinin, sırf sermaye sahibi oldukları için yaşantıma etki ediyor olmasından tiksiniyorum. Bütün bu sistemden tiksiniyorum.

 

Gözümü kapattığımda beyaz bir ev canlanıyor. Huzurlu geliyor sarı ışık altında bu ev. Geniş ama az eşyalı. Kitaplarım, kedim, sevgilim. Hepsi bu. Bunun için bazı şeylere tahammül etmem gerekiyormuş gibi. Sonra bütün bunlara bir de hastalık ekleniyor. Pandeminin başından itibaren hiç test bile yaptırmadım. İlk kez yapılıyor. Kovid negatif ama influenza rulz! Bu süreçte kitap okuyorum. Tezime çalışıyorum. Plan yapıyorum. Biraz sakinleşmeye çalışıyorum. Biraz sakinleşiyorum.

 

Ama sadece biraz.

 

Şimdi pazartesiyi düşünmek beni boğuyor. Böyle hayal etmemiştim. Zaten bu kısımları çok da hayal etmemiştim. Kendime odaklanmak istiyorum. Şimdi şu anda. Nefesime odaklanırsam zihnimi uyandırır, şimdiyi yakalarmışım. Nefes alıp veriyorum.

 

Bazı şeylerin değişmesini bekliyorum. Bazı şeylere gücüm yetmeyeceğinden bir şey yapamıyorum ama diğer şeyler için çabalıyorum. Devam da edeceğim. Sonra bazı şeyler daha da güzel olacak.

 

Evet. 

13 Ocak 2023 Cuma

Yazıklar!

Birey, akıl ve ruh ikiliği ya da çekişmesi mi diyelim, içinde yaşar. Ruh bedene hapsolmuştur, onu özgürleştirmek de beden üzerinde hakimiyet kurmakla olur. İmiş. Yani, aman da yoruldum uzanayım, çok acıktım yiyeyim, hatta acımadım ama yiyeyim, vay efendim beş saat daha uyuyayım, günde beş kere sevişeyim falan yok. Bedeni zapturapt altına alacağız ki ruhlarımız özgürleşsin.

 

Puh!

Bu nasıl sistem! 

5 Ocak 2023 Perşembe

Duxenpillia!

 


Müthiş bir enerjiyle yeni yıldaki şahane planlarımı ve hedeflerimi sıralayacağım bir yazı yazmak isterdim. Ne yazık ki… Uzun zamandır mutsuz olmamı belli sebeplere dayandırma lüksünü -en azından- kendime sunuyor olmanın kerizliği artık işe yaramıyor. Hiçbir sebep yok. Mutsuzluk ise burada, yanı başımda. Herhangi bir değişkenden bağımsız. Dev gibi. Tehlikeli. Ölümcül. Ölümcül?

Yıllarca istediğim meslekte çalışmaya başlayalı aylar olmuş. Başlangıçta ne kadardı bilmiyorum ama şu an hevesim neredeyse sıfır. Bazı aşamaları geçmek, birkaç adım atmak, hedef belirlemek, bir şeyleri “bitirmek”…. Hani şarkının dediği gibi “yardımcı olmuyor”. Artık benden çıkıp özgürlüğüne kavuşan kahkahaların nereden geldiğini o kadar iyi biliyorum ki bu bile hüzün yaratıyor saniyeler içinde.

Sahip olmak, herhangi bir şeye, mutluluk getirmiyor. Üretmek mutluluk getirmiyor. Uyku, yemek, yürüyüş, filmler, kitaplar, virgüller virgüller…

Yazarak kendimi rahatlattığım yıllar oldukça uzakta sanki. Bazen eve girerken posta kutusuna gözüm takılıyor, eskiden oralarda mektuplar olurdu. Değişik bir heyecan. Sonra ne okusam, ne izlesem koşa koşa gelir bloga yazardım. Artık hiçbir şey için bir heyecan mı duymuyorum, doydum mu, vaktim mi yok, boş mu verdim… hiç bilmiyorum. Şimdi bu yazdıklarım da burada uzun uzun beklemesin, bir yerlerde kaybolmasın diye mi yayınlıyorum? Çok emin değilim. Sadece buranın yaşamasını istiyorum.