7 Nisan 2009 Salı

gecenin körü

Anlatacaklarım, bir borunun eğilmiş kısmıda tıkalı kalmış. Düzlemeye çalışıyorum olmuyor. Ayaklarım üşüyor, ve titriyorum, sözcükler ağzımdan titrek titrek çıkıyor. El birliğiyle karar vermiş vücudumun her bir parçası ve isyan ediyor, özgür kalmak istiyor. Ama ben bağımlıyım, duygularıma bağımlıyım, hiç bir zaman gerçek olmayacak düşlerime bağımlıyım. Hem o kadar bağımlıyım, yaşam gücü veriyor onlar bana, sanki destek oluyorlar ayakta durmam için. Bulamadığımda içime çekecek bir oksijen, onlar üflüyor, tertemiz bir oksijen olmasada.. Bir çift göz arayıp, her gece uyuya kalıyorum, soğuk serin bir yerlerde. Bir göz bulursam beni ciddiye alacak yardım isteyeceğim boruyu düzeltelim diye ama görünenler bana, buraların terkedilmiş olduğunu söylüyor, kimsenin yıllardır uğramadığını, tek aptalın, ben olduğumu. Yine zorlaşıyor nefes almak.. Yine bir yerlerden içime geliyor karbondioksit içine karışmış oksijen parçaları..

hiç çarem yok çekiyorum içime deli gibi onları.. Birileri bana masal anlatmayalı sahi ne kadar oldu? Ne kadar oldu düş kurmayalı? Ne zaman düştüm bu yıllar önce kurduğum hayallerin peşine, ne zaman tıkandı bu boru hayatım gibi, ne zamandır ağlamıyorum, içimi döker gibi. Zaman zaman içimi bir korku sarıyor ve ne kadar sözcük geliyorsa dilimin ucuna salıyorum hepsini, gitsinler diye uzaklara, bazen bir gece dolusu sözcük çıkıyor bazen bir heceyi geçmiyor. Gök yüzüne bakıyorum, gök yüzüme bakıyor. Birbirimize ne kadar uzağız diyorum ve ne kadar yakınız birbirimize. Ve ne kadar aidim bulunduğum yere ve ne kadar çok istiyorsun almayı beni içine? Sadece sorular mı birikmiş sözcüklerle tıkalı boruya başka duygularda var mı umutsuzluktan başka... Gök yüzüne bakıyorum ve gök yüzüme bakıyor, sonra ben soruyorum ne kadar zaman oldu ay gideli ve ne zaman geldi güneş...?

Hiç yorum yok: