16 Nisan 2009 Perşembe

Bir Günün Sonunda Arzu

Saat sekiz gibi giriyorum eve. Kulağımda hala müzik çalıyor. Her dinlediğimde beni eğlendiren, hayaller kurmama sebep olan şarkı, şimdi anlamsız geliyor, etki etmiyor. Evde birileri olsa da tek başımayım. Sessiz ve sakin çekiliyorum köşeme. İçimde çıkan kıyametten kimsenin haberi yok. Eve dönen yolun köşesinde sevdiğim kedi, mutlu sanmıştı belki beni, 'iyi akşamlar' dediğim ev sahibinin gözünde her zamanki gibiydim belliki...
Yine de sessiz sakin çekildim köşeme. Herkesin baktığı ama herkesin göremediği bana ait izler taşıyan, kitaplarım, müziklerim, sabah bıraktığım gibi duran yatağım, yatağım üzerine ilgisizce atılmış bordo gömleğim beni bekliyordu. Oturup duvara verince sırtımı, duruluyorum. Duvarda belli belirsiz kitaplık görünüyor, sonra kayboluyor, önce yanda mutfak var zannediyorum içinden annemin sesi geliyor, sitemli, sonra mutfak yok oluyor kedi sesleri alıyor yerini annemin sesinin. Sızlıyor yine burnum, ne işim olduğunu soruyorum kendime, burda, bu benden uzak, beni ben yapan şeylerden kişilerden uzak ne işim olduğunu soruyorum. Cevap kocaman bir sessizlik oluyor. Sokaklar geçiyorum her gün, saç rengini beğendiğim kadınlar, kokusu içimi okşayan erkekler geçiyor yanımdan. Annemin çorbasını öyleyerek hazır çorba içiyorum bazen. Bazen 3 lira verdiğim tavuk-ekmeği özleyerek hamburger yiyorum. Kocaman bir şehrin küçücük bir parçası olarak kayboluyorum içimde. Gözlerim dolsada bir çok kez, çekiniyorum bana bakan gözlerden ve ağlayamıyorum. Bazen yanlış yerine oturup vapurun, içime işleyen soğuk rüzgara direniyorum, bazen babamın varlığını özleyerek sorular not ediyorum bir yerlere, üç ay sonra cevabını alırım o dünya kadar bilgisi olan adamdan diye. Ve eve dönen yolun köşesindeki kediyi seviyorum her gün. Pis görünüyor bazen. Bazen uykulu. Ama hep ben seviyorum onu, ve hep ben dikkat ediyorum hali nasıl diye. Bu kocaman şehrin küçücük bir parçası olmadığımı anlıyorum sonra. Bir toz parçası bile değilim belki, varlığını birinin eninde sonunda farkettiği ve onu almak için bir toz bezi kullandığı bir toz parçası bile değilim. gözlerimden yaşlar hergün aynı yolu takip edip boşalıyor. Sadece hergün farklı bir sebeple buluyorum onları, yine de en derinde yalnızlık yatıyor. Bir ecel gibi kıyıda köşede beni bekleyen bir ben buluyorum her defasında. Bir de eve dönen yolun köşesindeki kedi. Bir hüzündür alıp gidiyor başını. Kalp çarpıntısı, heyecan, mutluluk yada herhangi başka bir duygu yok. Sessiz ve sakin çekiliyorum köşeme. Ilgisizce atılmış bordo gömleğimi kenara çekiyorum. Yastığımı çekiyorum kendime, saçlarımı toplayıp en tepeden, hızla gömüyorum kafamı.
Bu kez sessiz değil, içimden değil hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Bu kez kendi halinde yanağımdan akmıyor gözyaşlarım. Ve bu kez bir sebep uyduramadım. O yok bu yok şu yok diyemedim. Annemi özledim babam nerde diyemedim. Kendi kendime yalan söylemedim. Şimdi sadece ağlıyorum. İçimde biriktirdiğim herşeyi dışarıya dökmek için. Gözlerim ağırlaşıp, yorgunluk basınca susuyorum. İşığa nefret edercesine bakıp, kırmızı tüylü defterimi çekiyorum kendime doğru. İlk açtığım sayfada okuyorum daha önce defalarca okuduğum, bu kez kendimi bulduğum satırları. Aşkı geceye duyulan, ve yalnızlığı paylaşan bir adam geceyle. Duygularımı, hece hece kelime kelime geceye işleyen, geceyi alıp kağıda döken adamı anlıyorum. ...




****

2 yorum:

Aslı dedi ki...

Çok hüzünlendim okurken, seneleer önce birgün geldi aklıma...

Merve dedi ki...

hüzün dolu,özlem kokan bir yazı..