6 Aralık 2010 Pazartesi

Nastasya, canım…

Ellerim üşüyor. İçim titriyor. Bu soğuk havaları ne severim ben. En güzel ağlarken dünya, bütün kadınlar gibi, bütün adamlar gibi. Hayatın içine dâhil olamamanın sancısını hissedip, yalnızlığı uzaklaştırmaya çalışmak kendinden öyle boşuna bir çaba, öyle acınası bir hal ki ölümü diliyor insan. Ölümü bile dileyebiliyor insan.

Baş ağrıları yakamdan düşmüyor. Uyuyorum. Hiç uyumamış gibi uyanıyorum. Üç yaşındaki bir çocukluğun şevkine sahibim. Ulaşılamayan bir oyuncakla alt üst oluyorum. Evimde yemek pişmiyor, yemek kokusu sarmıyor buraları. Neden, deme. Biliyorsun, bilmiyorum.

Kafama kafama vuruyorlar sanki her bir saat taktakında. İçimde müthiş bir öfke. Kötü bakışlar da atamıyorum insanlara. İnsanlar. En az ben kadar acınası boşluklar. Nerden geldikleri meçhul, nereye gittikleri meçhul. Öyle bir düzen tutturmaya çalışıyorlar, ne için olduğu belli değil. Ben yine en ufak bir ihtimalin peşine düşüp en büyük yaralarla çıkıyorum işin içinden. Beni de düşünen var mıdır bir yerlerde, “o” var mıdır?

Gönlüm sıkışıyor. Sıkılıyorum. Bir iki sayfa acımı dindirmiyor, üzülüyorum. O şarkılar, o sözler, o kadınlar, o adamlar, o sokaklar, o sokak lambaları…

Mucizeler gerçek mi Nastasya?
Sen hiç mucize gördün mü?



6 yorum:

.cRn. dedi ki...

Mucize vardır.
Mucize güzeldir.

Pınar dedi ki...

hoşuma gitti bu yazı:)
mucize diye birşey var.öyle çok ki.

Adsız dedi ki...

boyle zamanlarda yemeklerden sonra bir olcek Aleksi Zorba iyi gelir...

Adsız dedi ki...

hayat iki şekilde yaşanır ya mucizeler yokmuş gibi yada herşey bir mucizyemiş gibi..

Adsız dedi ki...

hayat iki şekilde yaşanır ya mucizler yokmuş gibi yada herşey bir mucizyemiş gibi..

Aylak Kedi dedi ki...

hayat iki şekilde de yaşanmaz, biliyorsun..