25 Ocak 2013 Cuma

Ka’nın ardından Hikmet’e de veda etmek

Ka’yı arkadan vurdular.
Ka öldürüldü.



Hikmet’e başka bir şey mi oldu? Hayır! Hikmet de öldürüldü, tehlikeli oyunlar tarafından. Susmak bilmeyen bir zihin tarafından Hikmet de öldürüldü.

Biz küçükken leylak mevsiminde şehrin leylak ağaçlarına dadanırdık. Güzelim ağaçları talan ederdik. Leylakları suya koyardık elbet. Ama solardı. Ki leylak yemişliğimiz de vardır. Hikmet o balkondan kendi düşüşünü yaratırken ağzımda leylak kokusu olmasının başka bir açıklaması olamaz.

Oğuz öyle bir yazar ki, incecik bir hamleyle öldürüyor Hikmet’i. Tutunamayanlar’ın en başında söyleyivermesi gibi Selim Işık’ın intiharını. Onun için mühim olan ölüm değil. Kesinlikle. Bu yüzden insanın tüylerini diken diken eden Hikmet’in düşüş sahnesi değil, kitabın sonundaki diyalog:

Hava kararıyordu. Köşeden bir genç kızla bir genç adam göründü kol kola. Delikanlı birşeyler anlatıyordu, genç kız da başını sallıyordu. “Bana kalırsa film biraz karışıktı,” dedi genç adam. “Bazı yerlerini anlamadım.” “Canım,” dedi kız, “Sonunda çocuk ölüyor işte.” “Aptal,” dedi delikanlı, “O kadarını biz de anladık.”(s.474)

Başka ne anladık?
Bazı tehlikeli oyunlar oynandı. Hikmet’in kafasında. Hikmet Benol’un.
Bu oyunları Hikmet neden oynadı? Gerçekte yaşayamadığı için mi? Yaşadıkları onu tatmin etmediği için mi, mutlu etmediği için mi? Hikmet oyunlarla mutlu mu oluyordu? Çoğu zaman hayır. Hikmet bu oyunları yapabildiği daha iyi bir şey olmadığı için oynadı, yazdı. Hikmet, yaşamayı beceremediğini biliyordu, o zaman hayal kurardı. Gerçeğin gölgesinden kaçmayı bile düşlemiş olabilir. Öyle yaptı. Oyunlar yazdı. Tehlikeli oyunlar.

Gerçek, başkalarının bize uygulamaya çalıştığı tatsız bir ölçüdür. (s.109)

(Belki yaşantım kolaylaşıyordu; fakat, her olayı daha yaşamadan eskitiyordum böylece. Üstelik hayallerimin içine itirazlar karışıyordu: Kafamda gerinerek uyuyan arkadaşım, kadınlar her şeyi başka türlü yapar, diyordu.) (s.23)

İnsanlarla olan ilişkilerini de kontrol edemiyordu ki Hikmet. Hatırlayamıyordu ne yaşandığını, belki bilse Hikmet “tutunabilecekti”. Yapamıyordu.

Fakat hatırlamıyorum albayım, Allah kahretsin hatırlamıyorum. Bir takım bağırmalar, ağlamalar duyar gibiyim; bir öfkenin, sebepsiz bir öfkenin yükseldiğini görür gibiyim. Peki ne yaptım ne söyledim? (s.388)

Ben, tek başıma yaşamalıyım; başkalarını zehirlememeliyim. (s.258)


Hikmet’in sözcüklerinden başka birşeyi yoktu, ve dahi Hikmet’i yok eden, tüketen de sözcükleriydi. Hikmet çok konuştuğundan, geriye düşünülecek bir şey bırakmadığından yakınmasını bile sayfalar dolusu anlatıyor, Sevgi sandığı kendine. Sonra bıkkınlık, ve bana kalırsa öfke. Kendine engel olamamaktan kaynaklanan bir öfke:

Kedime söyleyecek söz bırakmadım. (s.384)

Fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor. Kendinden nefret ediyor. (s.385)

Ben böyleyimdir albayım: Önce, akıl almaz bir tutukluk gelir üstüme; daha yaşamadan, büyük bir yorgunluk çöker.(s.30)

Hikmet’in iç hesaplaşmalarına ve düşüncelerine ortak olan birinin olmasını ve o kişinin gerçek olmasını neden istemiş Oğuz Atay? Pekala Hikmetin oyunlarından biri de olabilirdi albay, sonunda öğrenirdik ki böyle biri hiç yokmuş. Ya da bu adam neden emekli bir albay? Neden tarihe meraklı? Neden hiç itirazsız oturup Hikmet’in aklına düşen tüm hayalleri yazıyor, oyunlara, Hikmet’e ortak oluyor?

Şimdi günlerce konuşmaz. Belki havadan sudan söz eder, nasılsınız albayım, der. İlk günlerde onu da söylemez. İnsanı canından bezdirir. (Bana da kimse iyi davranmadı, ne yapalım?) öfkesi geçtiği halde susar. “Sizinle ve zavallı şiirinizle ilgisi yoktu albayım,” demeye üşendiği için susar. Bilge’ye gücü yetmez, susar; albaya gücü yeter, gene susar. Bütün dünyaya karşı susar. Dünya bu susuşu dinlemez. (s.99)

Veya, neden hayatlarının en yakınındaki kadın bir dul? O da bu iki adam gibi donanımlı, düşünmeyi, yazmayı, okumayı becerebilen bir kadın olabilirdi? O hepsinden mahrum, bolca çocuğu olan dul bir kadın. Neden?

Sonra koca bir bölüm ayrılmış olan Sevgi. Başka kimseden bahsedilmiyor bu kadar. Sevgi’nin nasıl bir kadın olduğunu bildiriyor bize Oğuz, Hikmet’i gönderiyor Sevgi’ye Oğuz, “Seni seviyorum” bile dedirtiyor. Ama sonra birden bire kafası karışıyor insanın. Bilge’nin gidişi dan! diye vuruyor Hikmet’i;

Ona korkunç şeyler söylediğimi hatırlayacak albayım. Neden beni bu kadar üzmüştü? diyecek. Fakat, oyunları unutacak albayım, yaşamak istiyorsa unutacak. Sadece ağladığını ve bir zamanlar çok mutsuz olduğunu hatırlayacak. Bir zamanlar uzak bir gecekonduda tehlikeli oyunlar oynanmıştı, bile demeyecek. Neresi tehlikeli? diyecek. (s.455)

Vuruyor vurmasına da, tam da kendisinin söylediği gibi son yemekte yok Bilge. Yaşanmışlığının içine tam olarak dahil edilmeyişinden mi, yoksa bütün o tanıdık, arkadaşların ardından bambaşka bir dünya olduğunda mı? Sevgi orada. Bilge’yi dahil etmese bu kadar romana Oğuz, ne olurdu? Niye böyle bir kadını sokuveriyor Hikmet’in hayatına palaspandıras?

Hikmet’in kendini aşağılayarak yüceltmesini de bilerek sinsice sağlıyor Oğuz, bana kalırsa. Hikmet anlaşılmadı. Hikmet’e hakettiği değeri verecek insanlar yok çünkü insanlar yüzeysel. Hikmet yalnız kaldı, acı çekiyor çünkü Hikmet bu dünyada mutlu olabilecek kadar basit bir insan değil. Bunların bizi zehirlediğini (biz kim düpedüz beni!) de biliyor. Bilerek yapıyor.

Ben ve benim gibi, kabuslarından başka kaybedecek bir şeyleri olmayan ruh proletaryası, bu dünyadaki yerini ancak büyük bir oyunun içinde bulabilir. (s.349)

Hikmet’in eski karısı,  Hikmet’in meyhaneden arkadaşları, Hikmet’in sevgilisi, Hikmet’in oyunları, Hikmet’in son yemeği, Hikmet’in albayı, Hikmet’in düşüşü. Koca bir kitap boyunca zihninde dolaştığım Hikmet. Oyunlarını gerçeklerle karıştırdığım Hikmet. Anlattığı insanların gerçek olup olmadığı merak ettiğim Hikmet.

Hikmet düşerken beni niye çekiyorsun?


Oğuz Atay’ı tamamen anlamanın mümkün olduğunu düşünmüyorum. O çok karmaşık bir adam. Sorduğum bütün soruların bence bir yanıtı var. Bir çoklarınca da vardır. Üzerine yüzlerce sayfa inceleme de yazılabilir. Cümle cümle bile inceleyebilirsiniz onu. Sadece onu kenarından tutan bir yorum yapmış olursunuz en fazla. Bu yüzden de üzerine yazılmış hiçbir şeyi okumak istemiyorum. Cümlelerinin bende yarattığı yankı esas olan.


Hiç yorum yok: