8 Temmuz 2013 Pazartesi

İnşallah!

İkinci Dünya Savaşı sonrası başlayan Soğuk Savaş ki bazı siyasi tarihçiler başlangıç tarihini daha öteye götürürler, Avrupa’yı bir anlamda ikiye bölmüştür: Doğu ve Batı Bloğu. İkinci Dünya savaşının asi çocuğu Almanya ise başta dörde sonra ikiye bölünmüş, devletin başkenti Berlin ise yine aynı şekilde ikiye bölünmüştür. Sovyet politikalarıyla ilerleyemeyen, Sosyalizmle birlikte kişisel olarak zenginleşemeyen Doğu Berlin halkı 1950li yıllarda Batı Berlin’e kaçmaya başlamıştır. Bunun önüne geçmek için 1961’de Sovyet Hükümeti Doğu ve Batı Berlin arasına bir duvar örmeye başlamış, Batı Berlin tarafı, yani ABD de Sovyetlerin kötü şöhretinin desteklenmesi için buna karşı çıkmamıştır.



Yıllarca “Utanç Duvarı” olarak anılan Berlin Duvarı 1990’da yıkılmış büyük bir zaferle kutlanmıştır. Bu ayrıca Soğuk Savaşın bitiminin bir sembolü, Batı Bloğunun zaferidir.
  
***

19. yüzyıla kadar bir devleti olmayan Yahudiler bu yüzyıl içinde Vadedilen Topraklar içinde bir İsrail Devleti kurmak için Filistin topraklarına göç etmeye başladı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi soykırımından kaçan Yahudilerin Filistin’e göçü hızlandı. Bu göçlerden rahatsız olan Araplar engel olmaya ve hatta Nazi Devletiyle işbirliği yapmaya giriştiyse de göçleri durduramadı. Zamanla Filistin toprakları içinde nüfusu artan Yahudilerin durumu Birleşmiş Milletlere götürülüp bir çözüm bulunması istendi. Filistin Toprakları içinde bir Yahudi Devleti kurulması kararı Araplar tarafından tepkiyle karşılandı. Yine de 1948 İsrail Devletinin kuruluşu olarak kabul edildi. Bu tarihten itibaren bölgede kan hiç durmadı.

2002’de Güvenlik Duvarı adı altında gündeme gelen duvarın yapımı bir tampon bölge oluşturmayı amaçlıyordu. 2003 yılına kadar 110 kilometresi inşa edilmişti bile. 8 metreyükseklikteki duvarın üzerine elektrikli tel döşendi. Duvar için gerekli alan yüzünden binlerce ev yıkılmış, on binlerce ağaç yerinden sökülmüş, sulama alanları zarar görmüştür. 



İsrail’in Filistinli teröristlerden İsrail halkını korumak için ördüğü bu duvar şu anda yaklaşık 700 kilometredir. İki devlet arasındaki resmi sınırdan kilometrelerce uzaktadır. Devletin bağımsızlık haklarına saldırıdır. Uluslararası hukuk kurallarına aykırı olan bu uygulama için bir çok tepki gösterilse de somut hiçbir adım atılamamaktadır.

***
Chloe sinemada çok sık görülen bir kadın tipi, onu farklı yapan konumu. Ramallah ve Kudüs arasında mekik dokuyan, sürekli İsrail-Filistin arasındaki kontrol noktasından geçen bir doktor. Kadın sağlığı merkezinde çalışan Chloe hamile olan Rand’la tanışır hatta arkadaş oluyor. Batı Şeria Duvarının iki yanını da yaşayan Chole üzerinde bunun etkilerini yoğun olarak gösteriyor yönetmen bize, farklı ruh halleri, depresif tavırlar, genç kadının gözlerinde görülen o huzursuzluk. 

Chloe’nin karşısına duvarın öte yanındaki arkadaşı Rand çıkıyor. Hamile, kocası hapiste, onun mahkeme kararını bekleyen diğer genç kadın. Film boyunca Rand’ın o hayat dolu gözlerini görüyor izleyici, her şeye rağmen hayat dolu oluşuna şahitlik ediyor. 

Filmin insan üzerinde yarattığı etki tek kelimeyle yıkıcılık! Kendimi avutamadım filmin bir film oluşuyla, çünkü her karesi gerçek. İnsan çaresizlikten dişlerini sıkıyor. Ağlamaksa bu filmde acıdan değil, daha çok öfkeden.

Filmde bir şarkı var. Bir adamın çaldığı bir kadının söylediği bir şarkı. İnsanın içini dağlayan bir şarkı.  Bulabilsem bile tekrar dinlemeye cesaret edebilir miyim bilmiyorum...

Bu filmi görün. Gözlerinizi sonuna kadar açın ve bu filmi izleyin.
Ben, Rand Sabah.
Görünmeden yaşamaktansa, ölümle var olmayı tercih ederim. Bir daha hiç kimse, var olmak için  haklarımı benden alamayacak. Ben, ne bir duvarım, ne de bir kaya. Bebeğimle buluşmaya,  başım dik gidiyorum. Dostlarım, hikayemi anlatın. Selâmün aleyküm sevdiklerim. Cennette tekrar görüşmek ümidiyle... İNŞALLAH.


2 yorum:

JG dedi ki...

Bu sene film festivalinde izlemek istediğim filmlerden biriydi bu, lakin gidememiştim. Sonra da aklımdan çıkmış. Şimdi sayende tekrar hatırlamış oldum, teşekkürler bolca.

Aylak Kedi dedi ki...

rica ederim :)