1 Ocak 2014 Çarşamba

kadın.

bu ne yapaylık. kendimden utanıyorum. halbuki başta ne düşünmüştüm?
ne düşünmüştüm?

kadın düşünme yetisini kaybettiğini o an farketti. hayır. o an da farketmedi. kadın hala farkında değil. 

sinirlerim bozulmuş. birinci tekil şahsımı da kaybettim. en çok "biz"i seviyorum. güç veriyor. siktiriboktan bir güç. olsun.

kadın güçsüzlükten öldüğünü de farketmedi o an. ne salak bir kadın!

takozlarım düştü. ben de düştüm. halbuki yüksekte olmaktan tam da keyif almaya başlamıştım. kibirli değilim, onlar çok aptal. 

kadın gözlerinin altının morardığını sandı aynaya bakıp. sonra bu morartı sandığının günler öncesinin makyajı olduğunu farketti. evet bir şey farketti, ve mutlu olamadı. önceden farketmediği şeylerin farkında olmadığından, ya bırak nolur...

bu ne yapaylık? bu da ben değilim! ben hangisiyim? 30 yaşıma geldiğimde de aynı soruyu sorarken bulacağım kendimi. keyifsizlik. içi geçmiş. pis. kokuşmuş. bak bunlar hep aynı cümleler. hep aynı hikayeler. 
içimden ağlamak bile gelmiyor. ne içi? içim kalmamış benim, bitmiş. ne kalabalık. ne kötü bir kalabalık. bir an, o gün, ne güzel hissetmiştim kendimi, sanki sanat vardı. ben sanattan ne anlarım, ama öyleydi, sanki bütün şehir çok güzel şarkılar dinliyorduk, kitaplar okuyup, ressamları izliyorduk, ne güzel çiziyorlardı ve biz de ne güzel izliyorduk. sonra ortalıkta hep bir hoşgörü vardı, kimse farklı değildi, aynılıktan değil de, farklılığın konu olmadığından. hoşgörü de ne güzel bir kelimeydi. sonra o gün bıçak gibi kesildi. yerini keyifsizlik aldı. 

olmaz olsun böyle kadın! bu kadını yazan yazarın da beynine tüküreyim. 

..


Hiç yorum yok: