12 Ocak 2014 Pazar

Karga



Sabahın güneşi şehri tuhaf bir soğuğu örter gibi aydınlatırken sarkıyordu adam pencereden. Tam vakit buydu. Adam yaşlıydı ve pencereden sarkıyordu. Çıkardığı tuhaf sesleri anlamlandırmak bir kaç saniye aldı. Pencerenin önündeki sera bozması bahçesinin üzerine gelen güzelim kargaları korkutmaya çalışıyordu. Kargaları korkutan yaşlı adam, sabah güneşi ve soğuk.

Kış hiçbir şehirde bunca karmaşaya sebep olmaz.

Karga? Karga uçtu. Uçtu. Uçtu. Bağırdı ve uçtu.

Kargaların iki yüzyıl yaşadığı söylenir. Ben buna inanmam. Kargaların saygı duyalası hayvanlar olduklarının farkına varmak için gözlerine bir kez bakmak yeterlidir. Korkutucu olmalarından bahsetmiyorum. Saygı duyulası olmaktan bahsediyorum. İki yüzyıl yaşaması gerekmez ona saygı duymak için. İki göz yeterli.

Şah!

Kargalar uçan hayvanlar içinde en gizemli olanıdır. Onun bu hale gelmesinde elbette edebiyat etkilidir fakat gözleri daha çok etkilidir.

Kargalara baktın mı hiç? Yani onların gözlerine?

Beyaz at d5'ten f6'ya gider.

Hayvan sevgisi başka birşeydir. Onları seversin, sevgi besleyemediklerine zarar vermezsin, ve yaşam haklarına saygı gösterirsin falan. Bunlar da değil bahsettiğim. Karganın gizemi, pencereden sarkan, yaşlı, yüzü tam görünmeyen ama kargalara bağırışından çirkin olduğu bilinen adamın gizemi gibidir. Bilinmezlik. Kargaların ne yediğini hiç düşündün mü?

Siyah vezir a4'ten c2'ye gider.
Şah!

Çiçek beslemeyi hiç beceremem. Bir tane yıllardır benimle olan sabırlı, her görenin "Güzel" diyebileceği bir çarpıcılık barındırmayan ama benim harikulade bulduğum bir saksı çiçeğim var, daha doğrusu bitki. Hiç çiçek açmıyor. Ama bir kargayı asla besleyemezsin. Bir martının ne yediğini bilirsin. Ama karga ne yer?

Siyah kale a8'den a1'e gider.
Şah mat!

Beyaz yenilmeye mahkumdur.
Karga siyahtır.

Yaşlı adam kargaları kovalar. İçeri girmek için doğrulur. Pencereyi ve perdeyi örter. Sonra mutfağa geçmiş olmalı. Masasına oturmuştur ve içi bok püsür dolu gazetesini açıp okumuştur. Karısı hayattaysa ona çay vermiştir, çocukları varsa onlar yoksa kendi. Bu yaşlı adamın yalnız kalmış olması fikri daha olası. Yaşlı adam o evde pencerenin önünde oturur. Çocukluğundan kalma bir sapanı vardır. Sera bozması bahçesine yaklaşan bütün kargaları taşlar. Kargalar yaşlı adamın şeytanlarıdır. Acımaz. Hatta içten içe mutlu olur, yüzünde mutluluk izi değil bir sinir vardır. Sanki koruma içgüdüsüyle hareket ediyormuş izlenimi yaratmak ister. Ama ben bilirim, içten içe seviniyordur. Öldürme içgüdüsü.

Öldürmek.

Ölüm siyahtır. Karga siyahtır.
Bilinmezler siyahtır.
Beyaz şah devrilir, martı balık yer, simit yer.
Siyah şah kazanır, peki karga ne yer?

10 yorum:

Mehmet Çağrı Köse dedi ki...

Ceviz.

la petite mort dedi ki...

minimalist kargalar sadece ölü eti yer

Demirbey dedi ki...

Kozalakların içindeki çam fıstıklarını kırıp yer. Ve ben ne zaman elime bir kozalak alsam, kargalara küfrederim hiç çam fıstığı bırakmadıkları için..

Sokratesin Yeğeni dedi ki...

Bir karga tam beş bin yıl yaşar.

Biz insanlara ve öbür hayvanlara benzemez kargaların yaşamı. Her bir insan ya da her bir at örneğin, doğar yaşar ve ölür; her bir bireyin yaşamı kendine aittir. Bir insan, bir kedi, bir koyun... belli bir süre yaşar ve dünyayı gerisinde bırakıp gider. Ama karga öyle mi?

Gözünü dünyaya açan her karga, yaşamakta olan bir karganın yaşamını/yaşantısını devralır. Böylelikle o yaşantı tam beş bin yıl sürer.

Peki, karga ne yer?

Elbette insanların kederini, tasasını yer. Seksen-doksan yıl yaşayabilen insanlar bu dünyadan göçecekleri zaman kargaların gözünün içine bakarlar. Onlar kadar uzun bir yaşama sahip olabilmiş olmayı isterler. İçerlerler. Üzülürler içten içe. Ama yapılacak bir şey yoktur. Ve işte kargalar da o anda boş durmazlar, o insanların derdini, tasasını, kederini, hüznünü, üzüntüsünü yerler. Hayır hayır, insanları düşündüklerinden değil, yaşamlarını sürdürebilmek kaygısıyla yaparlar bunu. Bin yıl sonra, iki bin yıl sonra gelecek, gelip o yaşantıyı devralacak olan öteki kargaları düşünerek yaparlar bunu. Çünkü yaşamın devamı için beslenme şarttır, bizim için de böyledir bu, kargalar için de.

Peki, ya biz insanlar? Biz ne yeriz?

Elisabeth Vogler dedi ki...

makul...

Elisabeth Vogler dedi ki...

akbabamsı karga. sanmam.

Elisabeth Vogler dedi ki...

kargalara dizdiğim onca methiyenin altına bu hiç olmadı Demirbey.

Elisabeth Vogler dedi ki...

bahsi geçen karga sanıyorum Poe'nun omzuna tünemiş olan.

kargaların insan yaşantısıyla bunca ilintili olduğunu sanmam. öylesine bağımsız, aksi, memnuniyetsiz ve gizemli duruşları bunu engeller. bana kalırsa bir karga kederli bir insan gördüğünde dönüp bakmaz bile, bundan beslenmek şöyle dursun; şu aciz insanoğlu ne hali varsa görsün, der en fazla.

kargaların kendi aralarında da pek bir ilişki yok gibime gelir. bir ağacın dallarında bir sürü karga olabilir, ama yanyana iki karga gördünüz mü hiç? çiftleşmeleri bile uzak ihtimal zihnimde, hay lanet üremeyelim de bu dünyadan karga soyu kurtulsun! der gibi.

bir birbirimizi yeriz sayın sokrates'in yeğeni, ne yiyeceğiz...

pamuk dedi ki...

http://muhabbetindibindeyim.blogspot.com.tr/2011/06/karga-gak-derse.html?view=classic

"Birbirimizi yeriz", ne güzel söylemişsin.
Bir de şunu söylesen, birbirimizi yemeye kendimizi yiyip bitirdikten sonra mı başlarız
yoksa
kendimizi yiyip bitirmemek için mi?

Bu arada, o beyaz atı öyle oynamayacaktı....

Elisabeth Vogler dedi ki...

beyaz ya ondan hep :)

teşekkürler