21 Ocak 2014 Salı

oku!



Ne zamandır, aylardır doğru düzgün kitap okumadığımı, son bir kaç haftadır farkediyorum. O kadar çok yarım kalmış kitap sığınıyor ki elime, hangi birini bitireceğime şaşıyorum. Son iki gündür üç yarım kitabı tamamlayıp, onları böylesi bir boynu büküklükle kendimden uzaklaştırmamın sebebini düşündüm durdum. Ruh halim, hayatımın ve özellikle geleceğimin karmaşası, konsantrasyon bozukluklarım.... Liste uzayıp giderken zihnimde termosa koyduğum sabahın çayını buldum salonda.

Evin bir yerinde sıcak bir bardak çay bulmanın keyfini kelimelere döküp de, anlatamadığımı görüp huzursuz olmak istemiyorum. Bu yüzden bunu ancak yaşayan bilebilir deyip, çekiliyorum.

Ne diyordum, kitap, evet.

Biraz önce bir telaşla elimden geçip giden Münir Göle'nin Fısıltılar kitabında yaşadığım huzursuzluk görülmeye değerdi. Bir erkeğin kadınlar konusunda ahkâm kesmesi her zaman gülünçtür. Fakat kestiği ahkâmların gerçeklik payı olduğu içten içe hissediliyorsa orada huzursuzluk boy gösterir. İlk gençlik zamanlarımdan bu yana ilgim olan mitoloji, bir çevirmenin iç dünyasıyla, miti yeniden yazmakla çevirmek arasında kalışı, ve bir de hiç yoktan araya giren çevirmenin iç sesi, kitabı bir çırpıda okunanlardan yaptı. Afiyet oldu vesselam.

Çevirmen-yazar 109. sayfada şöyle buyurdu:

    Kadın, bir boşluktan ötekine sürüklenir; her seferinde yeni bir heyecan, yeni bir inanç. Bir başka boşluk, hep aynı boşluk. Ekşiyip inancını yitirdiğinde yüzü kırışmış, derisi sarkmış bulur kendini. Öfkelenir, yazıklanır. Geçmiştir.
    O boşluğu kendi yaratmıştır, kendi beslemiştir. Kendi korkularıyla kurguladığı, doludizgin yaşadığı o boşluğun adı yanılsamadır. Asla bilmemeye yazgılıdır, bilmez. 
Şimdi Bulgakov okumaya başlıyorum. Bu noktada Gökhan'a dönüp pis pis bakmak isterdim. "Bu utanç da sana yeter!"

Söyleyeceklerim bu kadar.
Teşekkürler.

4 yorum:

deeptone dedi ki...

heey ne güzel sölemişsin.
:)))


kitap listeleri var bak blogumda.
kendi okuduklarımdan en iyiler var.
bulgakov da var.
göle de biliyom da okumadım hala.
:)

(pekii, sade ve derin deep tone yazımı okudun mu yaaa, veya bak sağda sade ve derin diyo ya bak bi foto var gördün mü yaaa, kitabı çıktı valla geçen haftaaa)
:)

Eylül Köksümer dedi ki...

Senin bu ruh halin, benim bir süre sonra girecek olduğum ruh hali gibi. Dikkatle, birkaç kez okudum ve bunu düşündüm. Kitap okuyamıyorum, pek çay ve kahve içmek aklıma gelmiyor. Hayatım hep bu güzel aile evinde, ufak sorunlarla geçecekmiş gibi yaşıyorum. Gelişmiyorum. (gelişmemek, büyüyememek en büyük korkularımdan olduğu halde umursamıyorum bunu) Sadece duruyorum, kitapsız ve çaysız.
O yüzden senin yazını okurken, böyle hissetmek için sabırsızlandım. Seni kıvrandıran ruh hali, başka birini heveslendirebiliyor, bu kaygılar için bile geçerli. İyi ol, iyi olmanı gerçekten isterim.

Elisabeth Vogler dedi ki...

teşekkürler :)

Elisabeth Vogler dedi ki...

Eylül, bu halim bir bıçak gibi kesildi, öz irademle olmadı, ama bir anda bambaşka bir düzen içinde buldum kendimi, ve o halimin, bir kaç noktasını değiştirirsek ne kadar yaşanılır olduğunu kavradım. evet, beni bir zaman kıvrandıran ruh hali sadece başkalarını değil, yine beni heveslendirebiliyor.

yine de çaylı ve kitaplı olsun, olalım. kedimiz kucağımızda purrlasın.