9 Şubat 2014 Pazar

yarım bıraktım.

benim hiç okuyucum olmadığından sizlere nasıl sesleneceğimi bilmiyorum: belki okuyucularım yerine okuyucular demeliyim, belki sevgili arkadaşlar. dostlar? dostlarım. evet sevgili dostlarım. elime bir kağıt bir kalem almak çılgınlığı aklıma düşeli beri bu fikre karşı koymaya çabaladım. benim gibi bir adam için kalem o kadar yabancı ve tehlikeli bir nesnedir ki bir insan onu, fikirlerini yazmak üzere eline aldığı anda kalem tarafından suç işlemeye zorlanır ve sonunda o suçu işler de. ister roman-öykü gibi edebi eser yazmak amaçlı olsun ister deneme ya da köşe yazısı yazsın. bir noktada kalemin hakimiyetini yitirir ve suçlu olur. gerçek bir suçlu!
23 yıllık memuriyetim boyunca yazılmış her türlü metni inceleyip, içlerinde ülkemize ve devletimize, liderimize ve sistemimize zarar verecek bir sözcük var olup olmadığını araştırdım durdum. romanlarda konuşturulan karakterlerin ağızlarından çıkan sözcüklerden, satır aralarına, dikkat çekmemesi için yazarı tarafından özenle yerleştirilmiş yasaklı kelimelere kadar herşeyi tek tek bulurdum. işimde oldukça başarılıydım. başka bir göreve atanmak kesinlikle istemedim. yalnızca bu işte kalmak, okumak okumak ve okumak istedim. her bir kelimeden kuşkulanırdım. bir metin içinde iki kere tekrar etmiş bir sözcük gördüğümde bunun gizli bir anlamı olduğunu anlar, şifresini derhal çözerdim. yüzlerce yazarın yazdıklarından ötürü tutuklanmasına, sürülmesine ve hatta devletimizin gizli koruyucuları tarafından ortadan kaldırılmasına sebep oldum. bir memurun 40 yıllık iş hayatı boyunca bir kere sahip olmayı canı gönülden dilediği görev başarı ödülünü tam üç kez kazandım. en sonuncusu üçlü yıldız rozeti, liderimiz tarafından yakama takılmış, köşe yazarı olan bir grup insanın gizli bir dille haberleştiklerini keşfedip, bir örgüt olduklarını açığa çıkartmış olduğum için verilmişti. rozetlerimi gururla taşırdım, meslektaşlarımın canlarını yakacak şekilde kullanmasını iyi bilirdim bu rozetleri. benden yüksek rütbeli memurların, şeflerin bile, benimle konuşurken, bana emir vermeye kalkışırken öyle bir gözlerine sokardım ki rozetlerimi en sonunda onlara emir veren ben olurdum. başları öne eğilmiş utanç içinde ayrılırlardı yanımdan. 

bari adamın adı da arkadi ivanoniç, vasya şumkof falan olsun da tam olsun. içime dostoyevski kaçmış desem az olacak. resmen ele geçirmiş.. ortaya çıkan da beşinci sınıf dostoyevski öyküsü. peeh.

14 yorum:

deeptone dedi ki...

bak ne dicem sana. google'a " kavanozdaki beyin" yazıp sona o bloga gitsene. sessiz gemi arkadaşımızın blogu o. orda sondan bi önceki yazı idi sanırım, izleyiciler gadget'ı nasıl düzeltilir onu oku sonra düzeltsene gadget'ını yaaa. taam mı. çok kolay düzeltmek. olur mu.

sona da ,izleyicin olcak taam mıııı görceen :))))

deeptone dedi ki...

bi deee, kumanda paneli ayarlar yorumlar'a girip "kelime doğrulama" yı kaldırabilir misin yaa. bu şekilde bissürü harf rakam yazıyoz yaaa, yorum yazarken amaaa :))))

Elisabeth Vogler dedi ki...

vay be düzeldi gerçekten :) teşekkürler. o doğrulama otomatik yorumları engellemek için, önceki blogumda silmekten sıkılmıştım onları o yüzden doğrulama iyidir.

deeptone dedi ki...

otomatik yorum, o galiba hani bişi var ya hani, adsızları engelleyen, o başka gedget ya, aynı sayfada onlar kelime doğrulama değil de hani var ya neydi ya işte adsızları engelleyen, bana da yapamıyolar otomatik olarak adsızlar, ama o başka, var ya, kimler yorum yapsın diye hani, adresi olanlar, üye olanlar filan onlar işte. yani farklı ikisi ya. :)

Elisabeth Vogler dedi ki...

senin söylediğin şekilde blogger olmayanlar da yapamaz o zaman yorum. bu kesin çözüm. en iyisi.

deeptone dedi ki...

kimler yorum yapabilir, onu "herkes" yapmıcan, "kayıtlı kullanıcı" yapcan o zaman adsızlar otomatikler gelemiyo, blogu olan veya olmayan ama bi adresi olanlar gelebiliyo ya, benim bildiğim. ben böle ypıyom. üç yıl oldu bi tek otomatik yorum gelmedi. yani kelime doğrulama o değil yaaa onun için değil ki benim bildiğim yani :)

deeptone dedi ki...

bana blogu olmayanlar da yapıyo yaaa. dedim ya "herkes" değil " kayıtlı kullanıcı", yani google veya hotmail vb. ordan burdan adresi olan herkes yapabiliyo. sadece otomatik ve adsızlar yapamıyooo.bilgi için söledim bak sadece. karışmak için diil :)

Elisabeth Vogler dedi ki...

teşekkür ederim çok deeptone :) belki değiştiririm.

Sokratesin Yeğeni dedi ki...

"Beşinci sınıf" da olsa öykü çok güzel olmuş. Biraz elleyip en azından bir-iki sınıf atlat derim, naçizane. Selamlar.

Elisabeth Vogler dedi ki...

denemeli miyim, ikinci sınıf bir dostoyeski öyküsü, nerden baksan birinci sınıf değil, nerden baksan özgün değil ve tabii nerden baksan tutarsızlık..

deeptone dedi ki...

1. bak bi iki gün sonra seni tanıtcam blogumda. belki bikaç kişi daha gelir.
2. birinci sınıf üçüncü sınıf öykü filan diye bişi yok ki. yazmak için de yazmak lazım bence. sadece yazmak. sürekli yazmak. yazdıkça olur ki. önemli olan sadece yazmak.
3. hey bak gördün mü bilemedim ama blogumda, biliyo musun ilk kitabım çıktı yaaaa.
4. sende biraz gizemli bir tarz var. daha önceki yazılarından da biliyorum. blogunun ismi süper ayrıca. yarım bırakmak da iyidir bi de :))))

görüşürüüz yineeee.

:)

Sokratesin Yeğeni dedi ki...

Söz konusu olan sıradan bir yazar değil ki, Dostoyevski'den söz ediyoruz. Hem, adına "ikinci sınıf Dostoyevski öyküsü" dememiz senin öykünün özgün olmayacağı anlamına gelmez: naçizane. :)

Sağlıkla kal.

Elisabeth Vogler dedi ki...

eh, yazmak biraz egoistçe bir iş, hoşuma biraz olsun gitmese bu eksik öykünün burda işi olmaz, özgünlük konusunda da acımasızlığım silinince elbette metinde kendimi görüyorum. haklısın vesselam, teşekkür ederim Harun. :)

Elisabeth Vogler dedi ki...

a çok teşekkür ederim deeptone, kitabın hayırlı olsun :)
görüşmek üzere.