12 Mayıs 2018 Cumartesi

Lütfü Bey ve Aşırı İsabetli Kararları - I



Lütfü Bey “Hmm…” dedi. “Peki, kapı ne renk?”

Seher, düşünmeden cevap verdi “Gri.. Soğuk bir gri.”

Gri garaj kapısını açan Seher içeri girip kapatıyor. Burası onun doğduğu evin bahçesi. Yıllarca topraktan havuz yapıp bir türlü içinde suyu tutamadığı bahçe. Arkadaşlarıyla oynadığı, kedi büyüttüğü bahçe. İki katlı müstakil bir evin bahçesi. Üst katta babaannesi oturuyor, dedesi o 5 yaşındayken öldü. Alt katta annesi babası ve kardeşleriyle kendisi. Bir süre önce bir apartman dairesine taşındılar. Seher kapıyı bu taşınmadan kısa bir süre sonra açıyor.

Anahtarını evde unuttuğunda da garaj kapısını iterek girer, odasının camına tırmanmaya çalışırdı eğer garaj kapısı kilitlenmemişse. Her ne kadar bir keresinde çok yaklaşmış olsa da asla o pencereden içeri girememiş, en fazla babaannesine çıkıp, önlüğüyle oturup annesinin misafirlikten dönmesini beklemiştir.

“Garaj kapısını açarak içeri girdiğim doğru. Ama bodrumdan geçerek eve girdiğimi hiç hatırlamıyorum gerçekte. Bunu düşününce bile ürperiyorum. Fakat anıda giriyorum. Eve bakıyorum. Ama ben orada yaşarken bile tek başıma bodrumdan geçmeye ürkerdim.”

Bir anlık duraksamadan sonra “Bir de” dedi Seher, “Bir de bahçede yanına bile yaklaşmaktan korktuğum büyük, küçük vahşi kediler var. Bir sürü… İstila etmiş gibiler. Onlardan korkuyorum. Bu, gerçek mi yoksa anıya rüyalarımdan eklediğim bir sanrı mı bilmiyorum.”

Lütfü Bey “Hmm…” dedi. “Peki, günün hangi saatleri?”

Seher düşündü, öğleden önce gibi, çok güneşli değil fakat akşam da değil, henüz aydınlık. “Öğleden sonra olmalı.” Yaz mevsimi olamaz, çünkü anıda ya da hayalde gerçekten güneş yok. Fakat yazın değilse öğleden sonra da olamaz, okulu var Seher’in. Öyleyse belki yazın sonlarıdır. “Bilemiyorum” dedi Seher, başını öne eğdi.

“Bu anıda seni ne rahatsız ediyor?” diye sordu Lütfü Bey gözlüğünün üstünden bakarak.
Seher ellerini ovuşturdu, rengine bakılacak olursa üşümüştü. Seher ellerine baktı. Ağrıyan başını hareket ettirdi, başına konan bir sivri sineği kovmak ister gibiydi, fakat ağrı gitmiyordu.

Seher uyanık fakat dalgın olduğu anlarda, yaşayıp yaşamadığından dahi emin olamadığı bu çocukluk anılarını bir anda zihninde buluveriyordu. Hatırladığı detaylar ona, ilk defa izlediği bir film sahnesi gibi geliyordu, bildiği yerlerde geçen bir film sahnesi. Elbette bu anıları yaşamış olması olasıydı fakat böyle birdenbire hatırlamak onu rahatsız ediyordu.

Lütfü Bey soruyu sorduğu andan itibaren aynı şekil ve kayıtsızlıkla Seher’e bakmayı sürdürüyordu.
“Üzgünüm Seher Hanım, sizi hastanemize yatırmamız gerekecek” dedi ve masasındaki telefona uzandı.

Seher dehşetle açtığı gözlerini Lütfü Beyinkilerle buluşturdu. Böyle bir şey beklemiyordu. Alt tarafı bu anıların sebebini merak ederek bir psikiyatra danışmak istemişti. “Hangi hastaneniz?” diye sordu nihayetinde. “Buraya” dedi Lütfü Bey, “Elbette bir akıl hastanesi olması sizi ilk etapta rahatsız edebilir, fakat alışırsınız. Sonuçta siz bir delisiniz Seher Hanım.”

4 yorum:

  1. Üçüncü paragrafın tamamını çok beğendim.

    Bu anlatı bitmiş de böyle gün gün ya da hafta hafta 1-2-3 diye gidecek, yoksa yenisini yazdıkça mı yayınlayacaksınız?

    YanıtlaSil
  2. çok sevindim beğenmenize, teşekkür ederim. yazıldıkça -umarım- yayınlanacak -gibi görünüyor-.

    YanıtlaSil
  3. Birden delisiniz cok iddali bir sani
    Seher hanim sizin pskolojik sorunlariniz var gibi duruyor lakin noroloji cok ilerledi bunun üstesinden birlikte gelecegiz önermesi daha tedavi edici 🤔

    YanıtlaSil
  4. haber vereyim de öyle yapsın o zaman ahah :))

    YanıtlaSil