6 Ağustos 2013 Salı

Kışa Övgü



İnce bir müzik eşliğinde taze çekilmiş kahvenin sütsüz sertliğine kendini bırakan somurtkan bir kadının görüntüsünü pencere camından görüyorum. Niçin somurtuyor? Çünkü eksiklikleri tamamlamaktan aciz. Bu acziyet bilinenin aksine, ya da kullanılagelenin diyelim, gerçek bir acziyet. Görüntüdeki kadının yazlarla arası hiçbir zaman iyi olmadı. Sonbaharın o serinliğinin ve belki yağmurunun eşliğinde çektirseydi o kahveyi, ya da kendisine kakaolu kek pişirebilseydi, o müzik dünyanın en güzel müziği olurdu, o kahve enfes... Fakat kahveyi içerken ter döküyor oluşunun, bıraksın kek yapmayı fırının yanına bile yaklaşamıyor oluşunun sorumlusu yaz, kusursuz güneş, işte böyle bir somurtuşa sebep oluyordu. Apaçık bir çirkinlik görülüyordu yansımasında.

Oysa karlı yolları da bir hayli severdi. Kardaki ayak izlerini severdi, kar kokusunu, kar soğuğunu, karın zifiri karanlık gökyüzünü aydınlatışını severdi. Çatıdan sarkan buzları kırmayı severdi. Ellerinin kardan kızarmasını yine de kar topu yapmak isteyişine engel olmayışını severdi. 

Sıcacık yatağından çıkmak istemeyişle, yatakta sıcaktan bayılmak farklı şeylerdi ve bu kadın, hani az önce pencere camından yansıması görülen, bu farklılığı katlanılmaz buluyordu. Yağmur duasına, sonunda sel olsa dahi çıkabilecek kudreti hissediyordu. 

Kışa yazılan övgülerin en güzelini yazmak için düşünmeye koyuldu sonra. 

2 yorum:

öküz dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Elisabeth Vogler dedi ki...

sence burdaki yapmamak mı yoksa yapamamak mi? Yazıyı okudun mu peki? Sıcaktan bahsediyor falan. Neyse..