7 Ağustos 2013 Çarşamba

Sabah Halleri


"Bir yandan küreselleşme, diğer yandan da yeni-toplulukçuluk, tutumlarımızı ve rollerimizi ele geçirmeye başladığında, birer özne, yani kendi kendine dayalı bir kendi kendinin bilincini edinebilecek ve ortaya koyabilecek varlıklar olarak -ki bu, özneyi başkalarının benim hakkımdaki imgelerinin içselleştirmesiyle oluşan benden ve hatta bireyin herhangi bir arayış içinde olmayan kendi kendisi olgusundan ayıran şeydir-, kendi içimizdeki birliği aramaya yöneldik. Birey ya da grup, sıradan birtakım davranışların üzerine kurulduğunda özne olmaz. Özne, özerkliğini ve neyse o olmak ve öyle kabul edilmek için kendini bütün bir varlık olarak algılama ya da en azından bu yolda mücadele verme becerisini tehdit eden saldırılara karşı kendini savunduğunda, daha güçlü ve kendinin daha bilincindedir." 
 -Alain Tournie - Bugünün Dünyasını Anlamak İçin Yeni Bir Paradigma

Uyanmak tuhaf. Sekiz saat hiç açmıyorsun gözlerini ve sonra bir anda açıyorsun ve bitiyor uyku. Uykuya olan bağımlıktan hep rahatsız olmuşumdur. Uyumaya verilen vakitlerde ne çok şey yapabilirdim, diye düşünüyorum bazen. Heme gece-sever bir insan oluşumun da etkisiyle, bir uyku düzeni yaratabilmek için epey uğraştım diyebilirim. Sonuç: hayır olmadı. İnsanın zorunlukları, gece uyuyup gündüz yaşayan bir toplum tarafından belirlenmiş zorunlulukları özgürlük alanını bir hayli sınırlıyor. Bu tuhaf bir bencillik ya da gelişmiş bir bireysellik duygusundan ileri gelen bir duygu mu? Toplumun diğer fertleri -yani ben olmayanlar- de özgür olsunlar. O zaman işler yürümez, yürümesin.

Bazen uyandığımda kendinle konuşur buluyorum kendimi. Ya da bir konu hakkında kafa yorarken. Bunun uyanır uyanmaz başlaması mümkün değil, bir öncesi olmalı. O halde uyurken akla gelen şeyler.. Uyumak üzerine yazılan şeyleri sever buluyorum bu noktada kendimi.

Edebiyattan bir hayli uzaklaşmış geçirdiğim son iki ayda kendime uzaklaşmış hissetmem çok normal. Edebiyat beni kendime, dolayısıyla yaşama bağlayan bir uğraş. Ama yine de sabah kalkıp Modernleşen Türkiye Tarihi'ne kaldığım yerden devam ediyor, sonra da Touraine'in Bugünün Dünyasını Anlamak İçin Yeni Bir Paradigma kitabını karıştırmaya başlıyorum. Bunları yatağımı topladıktan sonra yapıyorum. Camın hafif arasından gelen esintiye yol sesleri eşlik ediyor bir tek. Ev halkından ses gelmiyor şimdilik. Üst katta olmanın güzelliğini yaşıyorum.

Yine de içimde oluşan bu eksikliğin ve boşluğun bir roman olduğunun farkındayım. Cesaret edip de Orhan Pamuk'un babamın kitaplığından çıkıp da benim kitaplığımda dinlenen Cevdet Bey ve Oğulları romanına başlayamıyorum. Bir hayli kalın ve burada bulunduğum süre içinde bitmesi mümkün değil. Başka birşeyler.

Hayır! Dur!

Girmem gereken bir sınav bir de mülakat var. İçim el vermiyor. Hayır, başarısızlıktan korkmuyorum, pişman olup da "bekleseydi ya o roman n'olurdu" demekten çekiniyorum.
Bu yüzden bu ay sonuna kadar bu şekilde devam edeceğim.

Böyle...

Hiç yorum yok: