4 Mayıs 2017 Perşembe

27+6

Oturduğum yerden kahve içip kalkamıyorum. Bir nokta gibi çay koyuyorun sonuna. Hatta 'artık çayımı getirin de içip gideyim' der gibi sipariş ediyorum çayı.

Bir tür mühür. Ya da imza. 
Onca kahvenin üstüne çay içmeden gitmeyen kadın var ya, o geldi yine bugün, densin mi istiyorum ardımdan? Ya da bir haftadır aynı kitabı okuyor, bitiremedi gitti. 

Gece gördüğüm kabusun etkisini tüm gün sırtımda taşıdım. Zihin, gün içinde korkarak düşündüğümüz şeyleri en zayıf anımızda bize yaşatma zevkini yaşayan bir iblis. Tvde gördüğüm 'asla kaldıramazdım' diye düşündüğüm olayı bana gece en güvenli bulduğum yerde, yatağımda yaşatıyor. Asla uyanmayacağını bildiğim adama mesaj atıyorum, mesajın içeriği umut dolu, gördüklerimi yadsıyorum. Ben tekrar uykuya kavuştuktan sonra beni arıyor, işaret parmağımla iblise dokunuyorum, gördün mü, gerçek değil. 


Herkesin işlerinden çıktıp evine kavuştukları anlarda, büyük ihtimalle akşam güneşinin dolu dizgin odama dolmasının da etkisiyle, kendimi dışarı atıyorum. Ve ben hala, yıllar geçmesine rağmen roman okuyorum. İşsizim ve bazen çok geç kaldığımı hissediyorum. Yeniden başlamak için de çok geç. Haftasonunun geldiğini 'napıyorsun' diye arayan arkadaşlarımdan anlıyorum. Belki gerçekten pişmanım ve yaz bana hiç mi hiç iyi gelmiyor. 

Benimle birlikte oturan herkes kalktı. Hayatın tüm bölümlerinde. Bazen artık gitmem gerektiğine dair telaşım bu yüzden. Fakat bir yandan da işim bitmedi. Bir süre daha oturmam gerekiyor. 

Hiç yorum yok: